Topic
KOŞU BANDI
Asgari ücret koşuyor, fiyatlar uçuyor, açlık sınırı kişisel rekorunu geliştiriyor. Bitiş çizgisinin de yarışmacı olduğu bir geçim müsabakası üzerine..
Ekonomiyi bir süredir spor müsabakası gibi izliyorum. Herkes hareket hâlinde. Büyüme yükseliyor, fiyatlar tırmanıyor, enflasyon hızlanıyor, ücret yetişmeye çalışıyor. Bir tek ay sonuna gelince para duruyor.
O da yorgunluktan değil. Bitmiş.
Bu yarışın kurallarını anlamak istedim. Başlangıç çizgisini buldum. Bitiş çizgisini sordum.
“Az önce geçti” dediler.
Meğer o da koşuyormuş.
Asgari ücretin piste çıkışı
Asgari ücret yılda bir büyük törenle piste çıkıyor. Bazen ek bir çıkış da yapıyor; yarış takvimi hava şartlarından çok geçim şartlarına bağlı.
Üzerinde yeni forması, göğsünde kocaman bir yüzde. Fotoğraflar çekiliyor. Eski hâliyle yan yana getiriliyor. Gerçekten büyümüş. Önceki formasına sığmıyor.
“Bu yıl çok iddialıyım” diyor.
Fiyatlar tribünden el sallıyor.
“Biz çıktık, sen gel.”
Asgari ücret daha ayakkabısını bağlarken kira ilk virajı alıyor. Gıda önden yer tutmuş. Elektrik, su ve ulaşım takım hâlinde koşuyor. Hiçbiri diğerini yalnız bırakmıyor. Dayanışmaları etkileyici.
Ücretin start tabancası ateşleniyor. Market etiketleri sesi duyar duymaz ayağa kalkıyor. İçlerinden biri henüz neden kalktığını bilmiyor ama otururken yakalanmak istememiş.
Kenarda Maliyet adlı biri elinde dosyayla açıklama yapıyor:
“İşçilik giderleri arttı.”
Haklı olabilir. Dosyayı açmasını bekliyorum. Ne kadar arttı, toplamın ne kadarı, ürüne nasıl yansıdı? O sırada Zam dosyayı kapıp koşmaya başlıyor.
“Ayrıntıları yolda konuşuruz!”
Maliyet arkasından bağırıyor:
“Ben o kadar demedim!”
Açlık sınırı formda
Pistin ön tarafında açlık sınırı var. Adında “sınır” geçtiği için insan sabit bir şey bekliyor. Duvar gibi. Çit gibi. En kötü ihtimalle belediyenin yerini bildiği bir çizgi.
Yok. Gayet çevik. Her ay kendi rekorunu geliştirmeye çalışıyor.
Yoksulluk sınırı biraz ileride. Açlık sınırına dönüp sesleniyor:
“Sen sadece mutfağa bakıyorsun. Ben kirayı, faturayı, ulaşımı da aldım. Ağır koşuyorum.”
Ağır koşuyor dediğine bakmayın. Arayı açıyor.
Spiker heyecanlı:
“İnanılmaz bir performans! Yoksulluk sınırı yine kendisini aştı!”
Keşke bir gün görev tanımını aşsa da ortadan kaybolsa.
Tabelacı araya giriyor: “Bir dakika, burada ölçüler farklı. Şu dört kişilik ailenin gıda gideri, bu bütün temel giderleri, asgari ücret ise tek çalışanın ücreti.”
Doğru. Tabelalar düzgün asılmalı. Kimsenin hesabını birbirine karıştırmayalım.
Bu sırada bekâr çalışanın yaşama maliyeti de piste geliyor. Artık aynı kişi üzerinden konuşabilecek olmamıza seviniyorum. Asgari ücret ona bakıyor.
“Sen de mi öndesin?”
Yaşama maliyeti başını sallıyor.
“Ben ailemi getirmedim bile.”
Enflasyon yavaşladı
Derken güzel haber geliyor: Enflasyon yavaşlamış.
Tribünde bir rahatlama. Ben de seviniyorum. Sonra fiyatlara bakıyorum. Hâlâ ileri gidiyorlar.
Görevli açıklıyor:
“Artık daha yavaş yükseliyorlar.”
“Geri gelmeyecekler mi?”
“O başka müsabaka.”
Meğer bizim bilet sadece yükselişe geçiyormuş.
Matematiği anlıyorum. Hızın azalmasıyla yönün değişmesi aynı şey değil. Ama insan kasada biraz da yön görmek istiyor. Sürekli aynı tarafa giden bir şeyin daha sakin gitmesine sevine sevine yoruluyor.
Enflasyon röportaj veriyor:
“Geçen yıl çok hızlıydım. Bu yıl daha kontrollü gidiyorum.”
Kira mikrofonu alıyor:
“Ben bireysel çalışıyorum.”
Ortalama iyi durumda
VIP bölümünde kişi başına gelir oturuyor. Üzerinde şık bir ceket. Genel görünümü iyi. Yanına gidip kendime düşen kısmı soruyorum.
“Sizinki hesabın içinde” diyor.
“Hangi hesapta?”
“Ortalamada.”
Bankacılık uygulamasını açıyorum. Ortalama diye bir sekme yok.
Meğer gelirler toplanmış, herkese bölünmüş; sonra herkes kendi geliriyle evine gönderilmiş.
Bölüşme işlemi kâğıt üzerinde tamamlanmış.
Öte yandan büyüme de çok iyi görünüyor. Sürekli yukarı çıkıyor. Onun adına mutluyum. Yalnız benim bulunduğum kata uğramadan geçiyor olabilir. Asansörün tuşlarına bakıyorum: yatırım, üretim, toplam gelir… “Ay sonunda kalan” düğmesini bulamıyorum.
Zam cüzdana ulaştı
Sonunda ücret artışı hesaba yatıyor. Cüzdan kapıyı açıyor. İçeride kısa bir karşılama töreni.
Yeni para daha montunu çıkaramadan kira geliyor.
“Benimle geleceksiniz.”
Faturalar kalanları sayıyor. Market de kapıda bekliyor. Zam, çalışanla tanışamadan dağılıyor.
Ay sonunda geriye bildirim kalıyor:
“Maaşınız hesabınıza yatırılmıştır.”
Biliyorum. Kısa süreliğine aynı ortamda bulunduk.
Ertesi yıl yarış yeniden düzenleniyor. Bu defa ücret daha yüksek bir rakamla geliyor. Geçen yıl geride bıraktığı kendi hâlini gösterip başarısını anlatıyor.
Oysa karşısında geçen yılın fiyatları yok.
Eski maaşını yenmiş. Yeni hayat pahalılığıyla maçı devam ediyor.
Koşan kim?
Bir süre sonra gözüm rakamlardan insanlara kayıyor. Sabah işe giden, akşam dönen, evin hesabını yapan insanlara. Tabelalarda görünmeyen mesai orada.
Biri aynı alışverişi daha az ürünle tamamlamayı hesaplıyor. Biri bir masrafı sonraki aya bırakıyor. Bir başkası beklenmedik bir gider çıkmaması için bekliyor. Geçinmek, işten sonra başlayan ikinci bir işe dönüşebiliyor.
Bu insanların koşmaya itirazı yok. Zaten çalışıyorlar. Ürettikleri, taşıdıkları, temizledikleri, sattıkları, baktıkları bir dünya var. Sordukları şey, onca hareketin sonunda neden biraz olsun rahatlayamadıkları.
Ben de yarışın başındaki başarı panosuna tekrar bakıyorum. Artış var, rekor var, yükseliş var. Alım gücünü soruyorum.
“Kendisi sonuçlarla ilgileniyor” diyorlar.
Doğru yerde çalışıyor. Keşke mikrofonu da biraz ona verseler.
Çünkü bir ücretin kaç haneli olduğu kadar, bir hayatta neye yettiği de var. Kâğıt üzerinde büyüyen rakamın sofrada, evde, boş zamanda, birikimde bir karşılığı olması gerekiyor. Tam zamanlı çalışmanın ardından temel ihtiyaçlar hâlâ açık veriyorsa, “asgari” kelimesinin yanına hangi hayatın konulduğunu merak ediyorum.
Tam çıkarken organizasyon görevlisi yaklaşıyor. Gelecek yılın yarışına da davet ediyor. Daha büyük rakamlar, daha yüksek hedefler, yepyeni rekorlar olacakmış.
Parkura son kez bakıyorum. O kadar koşulmuş, herkes ter içinde. Ama ay sonu yine aynı yerde.
Sonunda anlıyorum: Bu bir koşu bandı.
Elektrik faturasını da koşana gönderiyorlar.