Topic
ARADAKİ
Üretenin elinde kalanla tüketicinin cebinden çıkan arasındaki mesafe: aracılık, güven, planlı üretim ve başka türlü işleyebilecek bir düzen üzerine.
Bir limonun fiyatına bakıyorum. Sonra üreticideki fiyatına. Arada yalnızca kilometre olmadığını düşünüyorum.
Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin 1 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, ağustos ayı için limonun üreticide kilogram başına 10 liraya, markette 84 lira 84 kuruşa satıldığı bildiriliyor. Bunlar farklı satış aşamalarındaki fiyat gözlemleri; aynı limon kasasının bütün faturalarını önümüze koyan bir hesap değil. Yine de insan merak ediyor: Aradaki 74 lira 84 kuruşun hikâyesi ne? [1]
Limon yolda bir şeyler öğrenip meslek mi edindi?
Elbette taşındı, ayıklandı, saklandı, satışa sunuldu. Bunları yapan insanlar çalıştı. Yakıt harcandı, kira ödendi, ürünün bir kısmı bozulmuş olabilir. Farkın tamamına kâr diyemem. Ama farkın tamamına masraf denmesini de açıklama sayamam. Ben o yolculuğun hesabını görmek istiyorum.
Arada olmak
Bir ürünü yetiştirmeyen kişinin hiçbir şey üretmediğini düşünmüyorum. Sağlam biçimde taşımak, uygun koşullarda saklamak, alıcı bulmak da hizmet. Çiftçinin aynı anda üretici, nakliyeci, depocu, muhasebeci ve pazarlamacı olmasını bekleyemem.
Üstelik taşıyıcı, komisyoncu ve tüccar aynı işi yapmıyor. Biri malı götürüyor, biri satışa aracılık ediyor, biri satın alıp yeniden satıyor. Üstlendikleri risk ve aldıkları bedel farklı. Hepsini tek kelimeye sıkıştırınca hesabı kolaylaştırmış olmuyorum; ayrıntıları kaybediyorum.
Benim sorum şu: Aldığım hizmetin karşılığını mı ödüyorum, yoksa o hizmete başka türlü ulaşamadığım için belirlenen şartları mı kabul ediyorum?
Bir üretici düşünelim. Ürünü hazır, bekledikçe bozuluyor, ödemesi gereken borcu var. Karşısındaki alıcının ise bekleme veya başka yerden alma imkânı bulunuyor. İkisinin de anlaşmaya imza atabilmesi, aynı rahatlıkla hayır diyebildikleri anlamına gelir mi?
Burada birinin karakterini okumaya çalışmıyorum. Birinin bekleyebildiği, ötekinin bekleyemediği bir alışverişte fiyatın nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyorum.
“Risk alıyoruz” açıklamasına da aynı yerden bakıyorum. Riskin bedeli var. Peki ürün satılmadığında, bozulduğunda veya ödeme geciktiğinde kaybı kim taşıyor? Satılmayan mal üreticiye geri dönüyorsa hesabımız başka, tüccarın elinde kalıyorsa başka. Sözleşmenin başlığı kadar, zarar olduğunda ne yazdığı da önemli.
Yol kısalınca hesap da kısalıyor mu?
İlk bakışta çözüm kolay görünüyor: Aradakileri azaltalım, fiyat düşsün. Fakat araştırırken bu düşüncemi biraz yavaşlatan bir bulguyla karşılaştım.
TCMB'nin 2015 tarihli Enflasyon Raporu'nda, 2012'deki Hal Yasası değişikliğinin etkisini inceleyen bir çalışma var. Seçilen ürünlerde toptan fiyatlarda yaklaşık yüzde 20 düşüş tahmin edilirken, perakende fiyatlarda istatistiksel olarak anlamlı bir etki bulunmamış. Çalışma o dönemin ürünleri ve verileriyle sınırlı; bugünkü bütün fiyatların açıklaması değil. Ama sorduğu soru hâlâ değerli: Toptanda oluşan ucuzluk tüketiciye neden ulaşmayabilir? [2]
Demek ki yalnızca aracı sayısını saymak yetmiyor. Maliyet azaldığında kazancın nerede kaldığına da bakmak gerekiyor. Beş kişinin yaptığı işi bir kişi yapabilir. Bu, o kişinin fiyat üzerinde daha az gücü olacağını söylemez.
Aracı artık her zaman bir halde veya depoda da durmuyor. Bazen telefonumun ekranında. Sipariş vermeyi kolaylaştırıyor, işletmeyle beni buluşturuyor. Aynı anda işletmenin müşteriye ulaşmak için geçmesi gereken kapı hâline gelebiliyor.
Rekabet Kurumunun 2022 tarihli e-pazaryerleri incelemesinde platformların geçit bekçisi konumu ve taraflar arasındaki pazarlık gücü dengesizliği ele alınıyor. Ben buradan şu soruya geliyorum: Bir hizmetten ayrılmak, müşteriye ulaşmaktan da vazgeçmek anlamına geliyorsa, o hizmetin bedeli ne kadar serbestçe müzakere edilebilir? [3]
Elbette hayat pahalılığının bütün hesabını aracılığa çıkaramam. Üretim maliyetleri, verim, hava koşulları, enerji, kur ve vergiler de var. Aracılığın toplam pahalılık içindeki payını ölçmüş değilim. Fakat büyük bir hesabın bütününü açıklayamamam, içindeki bir kalemi incelememe engel olmamalı.
Başka türlü taşınabilir mi?
Ben uzun zamandır tarımsal ürünlerin taşınmasında devletin daha doğrudan sorumluluk alabileceğini düşünüyorum. Üreticinin ürününü tüketiciye ulaştıran, bedeli ve koşulları açık bir kamu hizmeti neden düşünülemesin?
Üretim bölgelerinde ortak toplama merkezleri olsa. Küçük üreticilerin yükleri birleştirilse. Araçların doluluğu, dönüş yükleri ve teslim saatleri birlikte planlansa. Ürüne uygun depolama ve soğutma sağlansa. Çiftçi, birkaç kasası olduğu için uygun taşımanın dışında kalmasa.
Devlet kendi araçlarıyla taşıyabilir; kooperatiflerle veya denetlenen taşıma sözleşmeleriyle de çalışabilir. Hangi yolun daha iyi olduğunu, bir kilogram sağlam ürünü yerine ulaştırmanın toplam maliyetiyle karşılaştırmak isterim.
Yakıt konusunda da hesabı doğru kurmak gerekiyor. EPDK, bayi fiyatlarının serbest piyasada oluştuğunu belirtiyor. Devlet pompa fiyatının bütününü tek başına belirlemiyor; vergi ve destek kararları üzerinden etkide bulunabiliyor. Kamu aracı kullanmak da kendiliğinden ucuz yakıt anlamına gelmiyor. [4]
Belgelenmiş gıda taşımacılığına hedefli yakıt desteği düşünülebilir. Bunun bütçeye maliyeti ve taşıma ücretine etkisi açıkça gösterilir. Daha dolu araçla gerçekten azalan giderle, bütçenin üstlendiği gideri ayırırım. İkincisi de tercih edilebilir; yeter ki ucuzluğun hesabı başka bir yerde görünmez olmasın.
Sonra raftaki fiyata bakarım. Taşımadan kazanılan para üreticinin gelirine veya tüketicinin cebine ulaşmış mı? Kamunun verdiği desteğin yolculuğu da ürününki kadar izlenmeye değer.
Mal teslim, para ne zaman?
Bu modelde beni en çok ilgilendiren şeylerden biri, üreticinin ödeme güvencesi. Ürününü yetiştirmiş, kabul şartlarını yerine getirmiş bir insanın, emeğinin karşılığını hangi gün alacağını bilmesini isterim.
Devletin yalnızca taşıyıcı olması buna yetmez. Alıcı veya açıkça tanımlanmış bir ödeme garantörü olarak da sorumluluk alması gerekir. Garanti kapsamı ve kaynağı belli olur; kabul edilen ürünün bedeli belirlenen tarihte ödenir. Sonraki alıcının gecikmesi üreticinin belirsizliğine dönüşmez.
Üretici de hangi kaliteyi, hangi miktarda, hangi koşullarda teslim edeceğini önceden bilir. Kabul ölçütleri yayımlanır; tartım ve değerlendirme kayda girer. Küçük üreticinin erişebildiği, itiraz edebildiği bir düzen kurulur. Kooperatiflerin ortak satış ve hesap tutma kapasitesi de bu yapıyı destekleyebilir.
Ürünün gerçekten kontrol edileceğini bilen kişi için uygunsuz mal teslim etmenin daha caydırıcı hâle gelmesini beklerim. Bununla birlikte güvenilir olmayan gıdayı özel alıcıya satmanın da hukuki sonuçları zaten var. Kamunun alıcı olmasıyla sorumluluk ilk kez doğmuyor; denetimle teslim sürecini daha sağlam bağlama imkânı doğabilir. [5]
Kaliteyi yalnız ceza korkusuna da bırakmam. İyi ürünün karşılığını ve zamanında ödemesini alan üreticinin, o kaliteyi sürdürmek için bir nedeni olur.
Burada kendime bir not daha düşüyorum: Eğri havuçla çürük havuç aynı şey değil. Güvenli bir ürünü görüntüsü yüzünden çöpe gönderen titizlik, sofrayı iyileştirmeyebilir. Üstelik ürün sağlam teslim alınıp yolda bozulmuşsa sorumluluk üreticiye yüklenemez. Kamunun deposu ve aracı da denetlenir. Güven, yalnız çiftçiden beklenen bir davranış olamaz.
Kamyondan önce tarla
Bu düşünceyi biraz ilerletince, işin taşımadan önce başladığını görüyorum. Ne kadar ürüne ihtiyaç olduğunu bilmeden, neyi ne kadar taşıyacağımı neye göre planlayacağım?
Tarım ve Orman Bakanlığının üretim planlaması yaklaşımında, arz ve talep ile yeterlilik dikkate alınarak ürünlerin ve üretim miktarlarının belirlenmesi zaten yer alıyor. Desteklerin ihtiyaç duyulan üretimi yönlendirmesi amaçlanıyor. Dolayısıyla burada sıfırdan bir fikir icat etmekten çok, üretim kararını ürünün sonraki yolculuğuyla birleştirmeyi düşünüyorum. [6]
Hangi bölgede hangi ürün yetişebilir? Suyu yeterli mi? Toprağa uygun mu? Ne kadarı sofraya, ne kadarı işlemeye veya depolamaya gidecek? Mevcut stoklarla birlikte hangi miktara ihtiyaç var? Üretici bu bilgileri ekimden önce görebilse, teşvikler de bu ihtiyaçla uyumlu olsa daha sağlam bir karar zemini oluşmaz mı?
Üretim teşvikiyle alım koşulları, taşıma kapasitesi ve ödeme güvencesi birbirini tamamlasa. İhtiyaç duyulan ürünü yetiştirmesi istenen insan, hasat zamanı alıcısını tek başına aramak zorunda kalmasa.
Fakat benim istediğim planlama, bugünkü satış miktarını yarının ihtiyacıyla eşitlememeli. Bir aile pahalı olduğu için daha az meyve alıyorsa, kasadan geçen düşük miktar o ailenin daha az meyveye ihtiyaç duyduğunu göstermez. Beslenme ihtiyacını yalnız satın alabilenin fişinden okuyabilir miyim?
İyi planlama gereksiz yığılmaları, israfı ve bazı kıtlıkları azaltabilir. Üretim fazlasının tamamen biteceğini söyleyemem. Hava değişir, verim değişir, talep değişir. Güvenlik payı, depolama ve işleme imkânı gerekir. Planın yanılınca düzeltilebilmesi de planın bir parçası olmalı.
Ayrıca fazlayı azaltmak, her ürünün fiyatını her zaman düşürmek demek değil. Aşırı bollukta üreticinin fiyatı çökmüşse, daha dengeli üretim onun gelirini koruyabilir. Benim aradığım, çiftçinin zararına ucuzlukla tüketicinin alamadığı pahalılık arasında savrulmayı azaltan bir düzen.
İstikrarın hesabı
Ne üretileceği, nasıl taşınacağı, ne zaman ödeneceği ve ürünün nerede bulunduğu daha iyi bilindiğinde, belirsizlikten doğan bazı dalgalanmaların azalmasını beklerim. Güvenilir kayıtlar, fiyatı etkilemeye yönelik uygunsuz davranışların araştırılmasını da kolaylaştırabilir. Ama her yükselişi manipülasyon sayamam; her kaydı da denetlenmiş gerçek kabul edemem.
Üstelik üretici başka kanala satış yapabilmeli. Aradaki bağımlılığı azaltmak isterken bütün kapıları tek bir kuruma bağlamak istemem. Kamunun rolü büyüdükçe hesap verme yükümlülüğü de büyümeli.
Bu düşünceyi birkaç ürün ve güzergâhta denemek isterdim. Benzer koşullardaki yerlerle karşılaştırarak: Fire azaldı mı? Üreticinin eline daha çok para geçti mi? Tüketici daha az ödedi mi? Ödeme zamanında yapıldı mı? Bunların karşılığında ne kadar kamu kaynağı kullanıldı?
Sonuç beklediğim gibi çıkmazsa önerimi değiştirebilmeliyim. Bir düşünceyi benim kurmuş olmam, onun hesabını doğru yapmaz.
Ben fiyat etiketine baktığımda yalnız bir rakam görmek istemiyorum. O rakamın içinde emeğin, hizmetin, riskin ve kaybın yerini anlayabilmek istiyorum. Üretenin neden kazanamadığını, tüketenin neden alamadığını aynı hesapta görebilmek istiyorum.
Bir limonun tarladan sofraya gelmesi için arada işler yapılması gerekiyor. Bunu biliyorum.
Peki, aradaki düzen iki ucu birbirine yaklaştırıyor mu; yoksa yalnızca aradaki mesafeden mi geçiniyor?