Topic
İSTİSNA
“Dinime söven Müslüman olsa” dedirten gündelik çelişkiler: başkasına ilke, kendimize istisna tanımanın 252 hâli.
Başkalarına anlattığımız ilkeler, kendimize tanıdığımız istisnalar.
Hak, hukuk ve sıra bize gelince
- Torpille girdiği işte gençlerin liyakatsizliğinden yakınan.
- Kendi dosyasını öne aldırıp başkasının sıra ihlaline adalet çağrısıyla karşılık veren.
- Kendi yakınına açılan özel kadroyu ihtiyaç, başkasınınkini kayırmacılık sayan.
- Kendisine uygulanınca ağır bulduğu cezayı başkası için yetersiz bulan.
- Kendi usulsüzlüğüne çözüm, başkasınınkine suç diyen.
- Kazanacağı zaman kurala sarılıp kaybedeceği zaman kuralın ruhunu hatırlayan.
- Kendi hatasında niyetinin, başkasının hatasında yalnız sonucun değerlendirilmesini isteyen.
- Kendi hakkındaki iddiada kanıt arayıp başkasına yöneltilen söylentiyi hüküm sayan.
- Kendisine savunma hakkı isteyen ama karşısındakinin açıklamasını bahane diye kesen.
- Kendi borcu için anlayış bekleyip alacağını bir gün geciktirene ahlak dersi veren.
- İmzaladığı sözleşmenin yalnız kendisine yarayan maddelerini hatırlayan.
- Herkesin eşit olmasını, kendi ayrıcalıkları listeden çıkarıldıktan sonra isteyen.
İş, emek ve mesai
- Çalışanının ücretini geciktirip toplumda sözünün eri insan kalmadığını söyleyen.
- İşçisini sigortasız çalıştırıp kayıt dışı ekonomiden şikâyet eden.
- Karşılıksız fazla mesai isteyen ama kendi vaktinin parasal değerini dakika dakika hesaplayan.
- Çalışan hastalanınca sadakat sorgulayıp kendi nezlesinde bütün toplantıları iptal eden.
- İş güvenliği masrafını gereksiz bulup kaza çıkınca çalışanların dikkatsizliğini anlatan.
- Ekibin başarısını sahiplenip başarısızlığında ekip üyelerinin adını tek tek veren.
- Kendi verdiği yanlış talimatın sonuçlarını çalışanın inisiyatif eksikliğine bağlayan.
- Çalışanından dürüstlük bekleyip müşteriye söylenecek yalanı kendisi hazırlayan.
- Personelin beş dakika gecikmesini tutanağa geçirip maaşın beş gün gecikmesini büyütülecek mesele saymayan.
- İş ilanında aile ortamı vaat edip izin isteyen çalışana işin duygusallık kaldırmadığını söyleyen.
- Deneyimsiz adaya fırsat vermeyip deneyimli çalışan yetişmemesinden yakınan.
- Çalışanın özel hayatını mesaiye göre düzenlemesini isteyip kendi aile vaktini dokunulmaz sayan.
Ticaretin iki ayrı terazisi
- Kendi yaptığı zamma mecburiyet, tedarikçisinin yaptığına fırsatçılık diyen.
- Eksik tarttığı malın parasını tam alıp para üstünde bir kuruş eksilince dürüstlük arayan.
- Ürünün kusurunu gizleyip müşterinin ödeme gücünü açıkça beyan etmesini isteyen.
- Satarken sözünü garanti sayıp sorun çıkınca yazılı belge isteyen.
- İndirimden önce fiyatı yükseltip müşterinin pazarlığını kurnazlık bulan.
- Kendi reklamındaki abartıyı pazarlama, rakibin reklamındakini kandırmaca sayan.
- Müşteriye aldığı malı kontrol etmesini söyleyip kontrol etmek isteyene güven sorunu çıkaran.
- Ürün fotoğrafını gerçeğinden farklı gösterip iade fotoğrafında milimetrik doğruluk arayan.
- Rakibinin olumlu yorumlarından şüphelenip kendi dükkânına tanıdıklarından yıldız isteyen.
- Satış öncesi her soruya anında cevap verip satış sonrası sessizliğini yoğunlukla açıklayan.
- Çalışanına müşteri her zaman haklı deyip kendisi müşteriyle tartışınca personelden destek bekleyen.
- Kendi işletmesinde iade kabul etmeyip alışveriş yaptığı yerde koşulsuz iade isteyen.
Para, vergi ve paylaşım
- Vergisini kaçırmayı akıllılık sayıp başkasının kamu hizmetine katkı vermemesini bencillik bulan.
- Kişisel harcamasını iş gideri gösterip başkasının masraf belgesinde dürüstlük arayan.
- Kazancı kendisine ait sayıp zararının herkesçe paylaşılmasını doğal bulan.
- Kendisi destek alınca üretimin, başkası alınca tembelliğin teşvik edildiğini söyleyen.
- Borç alırken paranın lafını etmeyip borç verirken her günü hesaplayan.
- Ortak hesabı başkası fazla tüketince ayrı, kendisi fazla tüketince eşit ödemek isteyen.
- Kendi gelirini özel hayat sayıp başkasının kazancını herkesin önünde sorgulayan.
- Kendi tasarrufuna tedbir, başkasınınkine cimrilik diyen.
- Başkasının harcamasını görgüsüzlük sayıp kendi harcamasını hayatı yaşamakla açıklayan.
- İsraf sofrasında oturup dar gelirliye porsiyon küçültme tavsiyesi veren.
- Ortak kasadan yararlanırken ortaklığı, kasaya katkı yaparken bireyselliği savunan.
- Miras kalan imkânlarını hesaptan çıkarıp herkesin sıfırdan kendisi gibi başlamasını isteyen.
Trafikte haklı yön
- Emniyet şeridinden ilerlerken kimsenin trafik kurallarına uymadığını söyleyen.
- Yaya geçidinde durmayıp yürürken sürücülerin duyarsızlığından yakınan.
- Kaldırıma park edip bebek arabasının neden yola indiğini soran.
- Engelli park yerine iki dakikalığına bırakıp kendi yerini işgal edene saygı dersi veren.
- Sinyalsiz dönüp arkasındaki sürücünün niyetini okuyamamasına kızan.
- Direksiyonda telefonla konuşup yayaların ekrana bakmasını sorumsuzluk bulan.
- Kendi hızına yolun uygunluğunu, başkasının hızına karakter bozukluğunu gerekçe gösteren.
- Kırmızı ışığı kendi geçince yetişmeye çalıştığını, başkası geçince medeniyetsizliği anlatan.
- Ambulansın açtığı koridora yerleşip dayanışmanın öneminden söz eden.
- Arabasında yalnızken yolu kaplayıp otobüsün çok yer tutmasına söylenen.
- Gereksiz kornaya basıp sokağındaki gürültüden şikâyet eden.
- Kendi çocuğunun okulunda yavaşlayıp başka okulun önünde acele eden.
Apartman, sokak ve ortak alan
- Çöpünü yere atıp başka ülkelerin temizliğini öven.
- Kaçak katının balkonundan plansız şehirleşmeye söylenen.
- Kendi tadilatını ihtiyaç, komşunun tadilatını huzura saldırı sayan.
- Gece yaptığı gürültüyü neşe diye savunup sabah komşusunun sesine tahammül edemeyen.
- Ortak koridoru eşyayla doldurup başkasının kapı önündeki ayakkabısına takılan.
- Aidatını ödemeyip ortak hizmetlerin aksamasını yönetime ahlak meselesi yapan.
- Asansörü yük taşırken uzun süre tutup bir kat bekleyince başkalarını düşüncesizlikle suçlayan.
- Kendi manzarası kapanmasın diye itiraz edip başkasının manzarasına ek oda yapan.
- Penceresinden halı silkeleyip balkonuna toz gelince komşuluk terbiyesi anlatan.
- Misafirinin aracını komşunun girişine bırakıp kendi girişine konan bisikleti kaldırtan.
- Ortak bahçeyi kendi kullanımına ayırıp başkasının bir sandalyesini işgal sayan.
- Toplantıya hiç katılmayıp alınan her kararda kendisine danışılmadığını söyleyen.
Evde verilen dersler
- Çocuğuna yalan söyleme deyip telefonda evde olmadığını söyletmek isteyen.
- Çocuğunun ödevini yapıp eğitim sisteminin bağımsız düşünmeyi öğretmediğinden yakınan.
- Çocuğuna bağırarak sakin konuşmayı öğretmeye çalışan.
- Kendi anne babasının müdahalesinden şikâyet edip yetişkin çocuğunun her kararını onaya bağlayan.
- Çocuğundan özür bekleyip kendisi için büyükler özür dilemez diyen.
- Çocuğun sırrını akrabalara anlatıp neden kendisiyle konuşmadığını soran.
- Kızının yükünü haksızlık, gelinin aynı yükünü görevi sayan.
- Oğlunun ev işine katılmasını yardım, kızının yapmamasını sorumsuzluk sayan.
- Çocuğunu başkalarıyla kıyaslayıp kendisinin başka ebeveynlerle kıyaslanmasına alınan.
- Çocuğa ekran sınırı koyup onun anlattıklarını telefonundan başını kaldırmadan dinleyen.
- Kendi gençliğini tecrübe, çocuğunun gençliğini tehdit olarak anlatan.
- Çocuğundan paylaşmasını isteyip kendi eşyasına dokunulduğunda kıyameti koparan.
İlişkilerde karşılıklılık
- Partnerinin telefonunu denetleyip kendi şifresini mahremiyet meselesi yapan.
- Kendi kıskançlığını sevgi, karşısındakinin kıskançlığını baskı sayan.
- Kendi arkadaşlarına ayırdığı zamanı özgürlük, partnerinin arkadaşlarına ayırdığını ihmal sayan.
- Kırıcı sözünü dürüstlük diye savunup duyduğu dürüst sözü kabalık bulan.
- Günlerce cevap vermeyip mesajına hemen dönülmemesini saygısızlık sayan.
- Her sorununda aranmak isteyip başkasının derdine sürekli meşgul olan.
- Verdiği hediyeyi yıllarca hatırlatıp kendisine yapılan iyiliğin hesabının tutulmasına kızan.
- Özür dilediği anda affedilmek isteyip başkasının özrünü yıllarca askıda tutan.
- Başkasının sınırını soğukluk, kendi sınırını ruh sağlığı olarak açıklayan.
- Sözünü tutmadığında koşulları anlatıp karşısındakine yalnız sözünü hatırlatan.
- Kendi yalnız kalma isteğini ihtiyaç, başkasınınkini sevgisizlik sayan.
- İlişkide eşitlik isteyip bütün duygusal emeği karşısındakinin görevi kabul eden.
Eğitim, bilgi ve uzmanlık
- Sınavda kopya çekip diplomasının hak ettiği itibarı görmediğinden yakınan.
- Öğrencisinin soru sormasını saygısızlık bulup gençlerin meraksızlığını eleştiren.
- Ezber cevap isteyip öğrencinin özgün düşünememesinden şikâyet eden.
- Kendi yazısında kaynak göstermeyip başkasının alıntısında emek hırsızlığı arayan.
- Okumadığı kitabı küçümseyip kendi yazısının tamamı okunmadan eleştirilmesine kızan.
- Kendi uzmanlık alanında yetkinlik sorup başka alanlarda sezgisini yeterli belge sayan.
- Bilmediğini söyleyen kişiyi yetersiz bulup kendi tahminini kesin bilgi diye sunan.
- Öğrencinin hatasına not kırıp kendi hatasının altını çizen öğrenciye tavır alan.
- Eğitimi yalnız puana indirip çocukların öğrenmek yerine puan kovalamasına şaşıran.
- Kendi çocuğuna özel kolaylık isteyip diğer öğrencilerin ayrıcalıklı yetiştirildiğini söyleyen.
- Hazırlamadığı çalışmaya adını ekletip gençlere akademik dürüstlük anlatan.
- Fikrini değiştiren kişiyi tutarsız sayıp kimsenin yeni bilgiye açık olmadığından yakınan.
Ekranda doğruluk arayanlar
- Okumadığı haberi paylaşıp medyanın güvenilmezliğinden yakınan.
- İşine gelen görüntünün kesilmiş olmasını önemsemeyip kendisi için tam kaydı isteyen.
- Yanlış haberini düzeltmeden yeni bir doğruluk çağrısı paylaşan.
- Kendi anonim hesabını korunma, başkasınınkini korkaklık diye açıklayan.
- Özel yazışmayı yayımlayıp kendi mesajlarının izinsiz paylaşılmasına öfkelenen.
- Başkalarının fotoğrafını izinsiz yükleyip kendi görüntüsü için onay bekleyen.
- Filtreli fotoğrafıyla doğallığın kaybolduğunu anlatan.
- Takipçi satın alıp insanların sahte ilgilere kanmasını küçümseyen.
- Eleştirel yorumu silip sayfasında herkesin özgürce konuşabildiğini söyleyen.
- Başkasının paylaşımına hakaret edip kendi paylaşımında nezaket şartı koyan.
- Bir fotoğraftan bir insanın hayatına hükmedip kimsenin kendisini gerçekten tanımadığından yakınan.
- Yapay zekâya hazırlattığı metni bütünüyle kendi emeği diye sunup başkasının aynı kullanımını sahtekârlık sayan.
Tartışma adabı
- Her cümlenin arasına girip sözünün kesilmesine tahammül edemeyen.
- Sesini yükselterek herkesin sakinleşmesini isteyen.
- Karşısındakinden kanıt isteyip kendi iddiasına herkes biliyor cevabını yeterli bulan.
- Kendi görüşünü gerçek, başkasınınkini propaganda diye adlandıran.
- Kendi genellemesine gözlem, başkasının genellemesine önyargı diyen.
- Soruyu cevaplamayıp karşısındakinin lafı dolandırdığını söyleyen.
- Fikrini eleştirenin kişiliğine saldırıp tartışmanın kişiselleştirilmesinden yakınan.
- Kendi şakasını kaldıramayana mizahsız deyip kendisine yapılan şakayı saygısızlık sayan.
- Başkası ayrıntı verince laf kalabalığı, kendisi verince meseleyi derinleştirmek diyen.
- Kendi suskunluğunu olgunluk, başkasınınkini söyleyecek sözü olmamak diye yorumlayan.
- Karşısındakinin bir yanlışını bütün görüşlerini silmek için kullanıp kendi yanlışını konu dışı sayan.
- Tartışmayı kazanmak için konuyu değiştirip karşısındakini odaktan kaçmakla suçlayan.
İnanç, vicdan ve hoşgörü
- Kendi inancına saygı bekleyip başkasının inancını alay konusu yapan.
- İnanmama hakkını savunurken inanan herkesin aklını küçümseyen.
- İbadetinin gösteriye dönüştürüldüğünü söyleyip başkasının ibadetini kamerayla sınayan.
- Kul hakkından söz edip çalıştırdığı insanın hakkını bekleten.
- Merhameti anlatıp kendisine itiraz edenin acısından memnun olan.
- Kendi yanlışında affı, başkasının yanlışında ibreti öne çıkaran.
- Hoşgörüsünü yalnız kendisine benzeyenlere gösteren.
- Kadere razı olmayı başkasına öğütleyip kendi kaybında herkesten hesap soran.
- Kanaat tavsiyesini yalnız yoksullara verip kendi birikimine sınır düşünmeyen.
- İyiliğin gizli yapılmasını övüp yaptığı her yardımı duyuran.
- Vicdan özgürlüğünü savunup çocuğunun farklı kanaatine tahammül edemeyen.
- Kendi kutsalına gösterilen hassasiyeti başkasının kutsalı için gereksiz bulan.
Güç, makam ve taraf
- Makamdayken eleştireni nankör, makamdan düşünce susanı korkak bulan.
- Güçlünün karşısında susup güçsüze cesaret dersi veren.
- Kendi tarafının hatasını şartlarla, karşı tarafınkini karakterle açıklayan.
- Dün alkışladığı yöntemi bugün kendisine uygulanınca ilkesizlik sayan.
- Kazanırken çoğunluğu haklılığın kanıtı, kaybederken bilgisizliğin sonucu sayan.
- Yetki isterken sorumluluğa hazır olup hesap sorulunca yetkisinin sınırlı olduğunu hatırlayan.
- Hesap verebilirliği savunup kendi harcamalarının sorulmasını güvensizlik sayan.
- Göreve gelirken değişimi, koltuğu bırakması istenirken istikrarı savunan.
- Yakınını göreve getirirken güveni, başkasının yakınında liyakati tartışan.
- Kendi protestosunu hak arayışı, başkasınınkini huzur bozma diye tanımlayan.
- Eleştirilecek kişinin kimliğine bakıp aynı davranış için farklı ahlak ölçüsü kullanan.
- Şeffaflık sözü verip işler başlayınca her bilgiyi hassas ilan eden.
Çevre, hayvan ve gelecek
- Doğa gezisinde çöp bırakıp şehir insanının doğadan koptuğunu anlatan.
- Kendi bahçesi için ağaç kestirip uzaktaki ağaç kaybına öfkelenen.
- Musluğu açık bırakıp kuraklığın sorumlusunu yalnız başkalarında arayan.
- Kullanabileceği eşyayı sırf yenisi çıktı diye atıp tüketim çılgınlığını eleştiren.
- Piknik ateşini söndürmeden ayrılıp orman yangınlarında duyarlılık çağrısı yapan.
- Hayvanına kötü koşullarda bakıp hayvan sevgisini başkalarının üzerinden ölçen.
- Evcil hayvanının dışkısını toplamayıp çocukların sokakta temiz oynamasını isteyen.
- Doğal hayatı sevdiğini söyleyip fotoğraf için yaban hayvanını rahatsız eden.
- Kendi konforu için her yere beton isteyip mahallesinin yeşilini kaybetmesine üzülen.
- Çevre temizliği etkinliğinde fotoğraf çektirip kullandığı bardağı orada bırakan.
- Gelecek kuşakları düşündüğünü söyleyip bugün kendisine maliyet getiren her koruma önlemine karşı çıkan.
- Denizin temizliğini övüp teknedeki atığını görünmeyen tarafa döken.
Sporun değişen kuralları
- Kendi takımına verilen tartışmalı kararı oyunun parçası, rakibinkini skandal sayan.
- Kazanınca hakemi unutan, kaybedince yalnız hakemi hatırlayan.
- Rakibin zaman geçirmesine öfkelenip kendi takımınınkini tecrübe diye alkışlayan.
- Kendi oyuncusunun sertliğini hırs, rakibinkini ahlaksızlık sayan.
- Rakip tribünün küfrünü kınayıp kendi tribünününkini atmosfer diye savunan.
- Sportmenlik öğütleyip yenilen çocuğunu eve kadar azarlayan.
- Oyuncudan formayı sevmesini isteyip ilk hatasında ona hakaret eden.
- Kendi tahminindeki yanılgıyı sürpriz, başka yorumcununkini bilgisizlik sayan.
- Kazanırken bütün payı kendisine çıkarıp yenilince sporcuların karakterini tartışan.
- Rakibin pahalı transferine israf, kendi takımınınkine vizyon diyen.
- Kendi takımının borcuna çözüm arayıp rakibin borcunu ahlaki iflas sayan.
- Kuralların değişmesini yalnız puan kaybettikten sonra hatırlayan.
Statü, zevk ve görünüş
- İnsanları markalarıyla değerlendirenleri küçümseyip markasız giyinene tepeden bakan.
- Gösterişten nefret ettiğini, kullandığı eşyanın fiyatını söylemeden anlatamayan.
- Kendi tatilini ihtiyaç, çalışanının tatilini lüks sayan.
- Başkasının aksanıyla eğlenip kendi yabancı dil hatasında anlayış bekleyen.
- Köylüyü küçümseyip köy hayatı fotoğraflarında sadeliğe övgü düzen.
- Gençlerin giyimini yüzeysellik sayıp kendi statüsünü kıyafet üzerinden kuran.
- Başkalarının bedenini yorumlayıp kendi görünüşü hakkında tek söze alınan.
- Kadınlara nasıl giyineceğini söyleyip kendi yaşam biçimine müdahaleye karşı çıkan.
- Kendi hobisine kültür, başkasının hobisine boş uğraş diyen.
- Pahalı mekânda beklemeyi deneyim, küçük esnafta beklemeyi hizmet kusuru sayan.
- Ünlü olana gösterdiği nezaketi kendisine hizmet eden insandan esirgeyen.
- Sadelik övgüsünü yalnız başkalarının vazgeçmesini beklediği şeyler üzerinden yapan.
Yolculuk ve misafirlik
- Yurt dışında sıraya girip memlekette sıra beklemeyi enayilik sayan.
- Turistken anlayış bekleyip kendi şehrindeki turiste sabırsız davranan.
- Otel odasında her şeyi dağıtıp evindeki misafirin bıraktığı bardağa söylenen.
- Açık büfede yiyemeyeceği kadar alıp evde kalan ekmeğin hesabını soran.
- Misafirken bütün imkânları doğal hak sayıp ev sahipliğinde her kullanımı masraf diye anan.
- Uçakta koltuğunu sonuna kadar yatırıp önündekinin aynı hareketine itiraz eden.
- Otobüste çantasına koltuk ayırıp kendisi ayakta kalınca insanlık arayan.
- Tatilde gece boyu gürültü yapıp evinin yanındaki eğlence yerinin kapanmasını isteyen.
- Başka ülkede kurallara uymasını denetime, başkalarının uymamasını ahlaksızlığa bağlayan.
- Misafirinin yemeğe dair tercihini kapris sayıp kendi tercihine özen bekleyen.
- Gittiği yerde herkesin kendi dilini anlamasını isteyip kendisine yol soranı dil bilmemekle suçlayan.
- Hizmet alırken sınırsız esneklik bekleyip hizmet verirken en küçük istisnayı reddeden.
Zaman, söz ve gündelik nezaket
- Her buluşmaya geç kalıp kendisini bekleteni dakikasıyla hesaplayan.
- Randevusunu haber vermeden iptal edip başkasının iptalini değersiz görülmek sayan.
- Başkasının işini bir dakikalık diye küçültüp kendi küçük işine saatlerce hazırlık isteyen.
- Kuyrukta tanıdığının yanına yerleşip önüne geçen yabancıya sıra terbiyesi anlatan.
- Başkası konuşurken telefona bakıp kendi cümlesinde göz teması arayan.
- Verdiği sözü hatırlatılınca baskı sayıp kendisine verilen sözü sürekli takip eden.
- Toplantıya hazırlıksız gelip başkalarının zamanı verimsiz kullandığını söyleyen.
- Kendi unutkanlığını yoğunluk, başkasınınkini umursamazlık diye açıklayan.
- Başkasına istediği saatte mesaj atıp kendi dinlenme saatini ihlal edene kızan.
- İşini gördürene teşekkür etmeyip kendi küçük yardımının takdir edilmemesini mesele yapan.
- İnsanları habersiz ziyarete gidip kendisine gelinmeden önce mutlaka haber verilmesini isteyen.
- Başkalarının isimlerini öğrenmeye gerek duymayıp kendi adının yanlış söylenmesine alınan.
Merhametin seçici hâli
- Kendi yakınının sıkıntısını şartlarla açıklayıp yabancınınkini kötü tercihlerine bağlayan.
- Kendi işsizliğinde piyasayı, başkasının işsizliğinde tembelliği gören.
- Kendi borcunu geçim derdi, başkasının borcunu hesapsızlık sayan.
- Kendi ruhsal yorgunluğuna anlayış bekleyip başkasına kafana takma diyen.
- Çocuğunun ağlamasını ihtiyaç, başka çocuğun ağlamasını terbiyesizlik sayan.
- Yaşlı yakınına sabır isteyip yabancı bir yaşlının yavaşlığına öfkelenen.
- Engelli bireyler için duyarlılık paylaşımı yapıp rampanın önünü kendi eşyasıyla kapatan.
- Yardım alanın her harcamasını denetleyip kendi aldığı desteği sorgulanamaz hak sayan.
- Kendi başarısızlığında ikinci şans isteyip başkasını ilk hatasında gözden çıkaran.
- Yakınının yanlışını zor dönemden geçmesine bağlayıp yabancıya aynı ihtimali tanımayan.
- Kendisi konuşunca anlaşılmak, karşısındaki konuşunca yalnız susmasını isteyen.
- Empati beklediği insanın yaşadıklarını dinlemeye vakit ayırmayan.
Sözde ilke, uygulamada istisna
- Değişime açık olduğunu söyleyip kendisinden değişmesi istenen her şeyi kişiliği sayan.
- Herkesin sorumluluk almasını isteyip kendi payına düşeni sistemin düzelmesine erteleyen.
- Kendi başarısında emeğini, başkasının başarısında yalnız şansı gören.
- Kendi şansını hak edilmiş fırsat, başkasınınkini haksız avantaj sayan.
- Özgürlüğü savunup hoşuna gitmeyen tercihler çoğalınca sınır istemeye başlayan.
- Çoğulculuğu övüp aynı masada farklı görüş duyunca huzurunun kaçtığını söyleyen.
- Kendi vazgeçişini gerçekçilik, başkasınınkini omurgasızlık sayan.
- Kendi ısrarını kararlılık, başkasınınkini inat diye tanımlayan.
- Kendi çıkar çatışmasını hayatın gerçeği, başkasınınkini ahlaki çöküş sayan.
- Kuralları delmenin yaygınlığından şikâyet edip kendisine istisna tanınınca memnun olan.
- Herkesten özeleştiri bekleyip kendisine gelince konunun bağlamını genişleten.
- İlkelerini anlatırken hiç istisna tanımayıp uygularken kendisini istisna kabul eden.
Liste bize dönünce
- Bu örneklerin hepsine katılıp kendi davranışına benzeyen maddede ayrıntı istemeye başlayan.
- Listedeki her çelişkiye tanıdığı birini yerleştirip kendisine yer bulamayan.
- Çifte standarda öfkelenip kendi çifte standardının gerekçesini daha makul bulan.
- Bu listeyi başkasına ders olsun diye gönderip kendisine gönderilince niyet sorgulayan.
- Metnin sertliğini başkasını anlattığı sürece seven.
- Kendi örneği gelene kadar mizahı anlayışla karşılayan.
- Başkalarının kendisini sorgulamasını isteyip kendisini sorguladığı için yeterince değiştiğini düşünen.
- Herkesin içinde bir çelişki olduğunu söyleyerek kendi çelişkisini düzeltme işini kapatan.
- Bu listeyi yazınca kendisini listedekilerin biraz üstünde hissetmeye başlayan.
- Bir çelişkiyi fark etmenin, onu bir daha yapmayacağına garanti olduğunu sanan.
- Başkalarının aynaya bakmasını isterken aynanın arkasında durduğunu fark etmeyen.
- Bütün bunları okuyup aklına bir kez bile kendisi gelmeyen.