Topic

Emin

Bekleyen Sadakat ve Unutan Modern İnsan

Tarih sayfalarında, insanlık onurunun ve söze sadakatin anıtı gibi duran bir olay vardır. Hadise, henüz peygamberlik vazifesi verilmeden önce, Hz. Muhammed (SAV) ile Abdullah bin Ebi Hamsa arasında geçer. İkili bir alışveriş yaparlar, ancak Abdullah'ın ödemesi gereken küçük bir miktar kalır. Abdullah, "Sen burada bekle, ben hemen gidip kalanı getireceğim" der ve oradan ayrılır.

Ancak insanlık hali bu ya; Abdullah verdiği sözü tamamen unutur. Aradan tam üç gün geçer. Üçüncü günün sonunda aniden aklına gelir ve telaşla sözleştikleri yere, buluşma noktasına koşar. Gittiğinde gördüğü manzara karşısında donup kalır. Hz. Muhammed (SAV), tam üç gün önce onu bıraktığı yerde beklemektedir. Üstelik yüzünde hiçbir öfke patlaması, hiçbir şiddetli kınama yoktur. Sadece o eşsiz nezaketiyle şöyle der: "Ey genç, bana zahmet verdin. Üç gündür burada seni bekliyorum."

Bu olay, sadece tarihi bir anekdot değil; günümüz insanının yüzüne tutulmuş devasa bir aynadır.

Peki o aynaya baktığımızda bugün ne görüyoruz?

Bugün cebimizde saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna mesaj ileten cihazlar var. Konum atabiliyor, "okundu" bilgisi alabiliyoruz. Ancak tüm bu iletişim teknolojisine rağmen, insanların birbirine olan bağı hiç bu kadar zayıflamamıştı. Atılan "Beş dakikaya oradayım" mesajlarının aslında yarım saat anlamına geldiği, verilen sözlerin anlık ruh hallerine göre kolayca iptal edildiği bir çağda yaşıyoruz. Peygamber Efendimiz (SAV) için o noktada üç gün beklemek, boş bir vakti olduğundan değil, karşısındaki insanın şahsına ve kendi ağzından çıkan söze duyduğu muazzam saygıdan kaynaklanıyordu. Günümüz insanı ise "Zaman paradır" mottosuyla yaşarken, başkasının zamanını çalmayı, onu bekletmeyi veya verdiği sözü tutmamayı sıradan bir "kusura bakma" kelimesiyle geçiştirebileceğini sanıyor.

Güvenilirlik, sadece hırsızlık yapmamak veya yalan söylememek değildir. Güvenilirlik; birisi sana sırtını döndüğünde veya senin için yola çıktığında, onu yarı yolda bırakmayacağını bilmesidir. Bugün ilişkilerimizin, arkadaşlıklarımızın ve ticaretlerimizin bu kadar çabuk tükenmesinin ana sebebi, aramızda "sözünün eri" insanların mumla aranır hale gelmesidir.

O gün kızgın güneşin altında, verdiği söz yere düşmesin diye üç gün bekleyen o yüce karakterden; bugün klavyenin arkasına saklanıp, verdiği sözden tek bir "engelle" tuşuyla kaçan modern insana dönüştük.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, yeni uygulamalar veya daha hızlı iletişim araçları değil; ağzımızdan çıkan o basit "Söz veriyorum" cümlesinin hakkını verecek o kadim ahlakı yeniden hatırlamaktır.