Topic

Çerçeve

Çerçeveyi kim çizer?

Bir kanuna verilen isim çoğu zaman onun ne olduğunu değil, nasıl görünmek istediğini anlatır. Meclis'ten geçen metnin resmî adı "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"; kamuoyundaki adıysa daha yalın: "çerçeve yasa." Özü ise şu: PKK/KCK'nın fiilen dağıldığı, silahların teslim edildiği ve bunun devletçe tespit edildiği koşuluyla, belirli suçlarda soruşturma, kovuşturma ve infazların ertelenmesi. Kasten öldürme kapsam dışında bırakılmış. Yani bu metin, bir ulusun kırk yıllık yarasının en hassas sinir uçlarına dokunuyor: şehitlere, şehit ailelerine, gazilere.

Bu yazının derdi, yasanın içeriğinin doğru mu yanlış mı olduğu değil. O, ayrı ve uzun bir tartışma; herkesin vicdanında başka türlü yankılanan bir mesele. Benim durduğum yer bir adım geride: böyle bir kararı kim vermeli?

Anayasal düzenimizde cevap bellidir: milleti temsil eden milletvekilleri. Temsilî demokrasi tam da bunun için vardır. Milyonlarca insanın her konuda tek tek oy vermesi mümkün olmadığından, irademizi bir süreliğine güvendiğimiz vekillere emanet ederiz. Vergi oranından dış politikaya, bütçeden eğitim müfredatına kadar sayısız kararda bu emanet hem yeterli hem gereklidir. Kimse her yol çalışması için sandığa gitmez.

Ama her karar aynı ağırlıkta değildir. Bazı meseleler öyle bir yere dokunur ki, orada "temsil" kavramı kendi sınırına dayanır. Bu yasanın dokunduğu nokta tam olarak orasıdır. Çünkü buradaki bedeli soyut bir "kamu" değil, çok somut insanlar ödedi: evladını toprağa veren anneler, babasını hiç tanımayan çocuklar, bedeninde o yılların izini taşıyan gaziler. Bu, bir milletin ortak hafızasına ve vicdanına dair bir karar.

İşte "çerçeve" kelimesi burada ikinci bir anlam kazanıyor. Bir yasaya "çerçeve" diyoruz; ama asıl soru, o çerçeveyi kimin ve ne genişlikte çizdiğidir. Bir çerçeve yasanın çerçevesi, taşıdığı yüke göre dar kalabilir. 600 sandalyelik bir Meclis'in çerçevesi, 85 milyonluk bir milletin çerçevesiyle her zaman çakışmaz. Vekiller, ellerinden gelenin en iyisini yapmış olsalar bile, sonuçta kendi çerçevelerinden bakarlar; oysa bu yasanın dokunduğu yara, o çerçevenin dışında, milletin en geniş dairesinde duruyor. Bunu bir suçlama olarak değil, bir ölçek sorusu olarak söylüyorum: temsil, bu ağırlıktaki bir kararı tek başına taşıyacak kadar geniş bir çerçeve midir?

Bu soruyu yalnız ben sormuyorum. Meclis'in içinde de, farklı siyasi çizgilerden vekiller, "bu kararı devlet kadroları değil, şehit aileleri ve gazilerimiz, yani bizzat millet vermeli" diyerek yasanın belirleyici bölümünün doğrudan halka sorulmasını istedi. Yani referandum fikri, dışarıdan bir hayalperestin değil, sürecin tam ortasındaki isimlerin de gündemine girdi.

O halde bir seçenek önermek istiyorum — bir talep ya da tehdit olarak değil, bir olgunluk teklifi olarak. Bu ağırlıktaki, milletin ortak vicdanına dokunan bir düzenlemenin hiç değilse belirleyici kısmı, doğrudan millete sorulabilirdi. Referandum, sonucu tersine çevirmek için bir araç değildir; hatta millet aynı kararı sandıkta onaylayabilir de. Ama o zaman yasa, çok daha güçlü, çok daha tartışılmaz bir meşruiyetle doğardı. Çünkü mesele çoğu zaman "ne karar verildiği" kadar "kararı kimin verdiğidir." Yarası olan elin, kendi yarasının nasıl kapanacağına dair söz hakkı olması bir zayıflık değil, bir saygıdır.

Burada dürüst bir parantez açmak gerek: mevcut anayasamız referandumu esas olarak anayasa değişiklikleri için öngörür; sıradan bir kanunu halk oyuna sunmanın hazır bir mekanizması yoktur. Yani bu öneri, aslında bundan daha derin bir soruyu da içinde taşıyor: milletin, kendini en yakından ilgilendiren kararlara doğrudan katılabilmesi için bir kapı açmalı mıyız? Bu da sonuçta yine bir yasama tercihidir. Çerçeveyi genişletmek elimizde.

Sözün özü şu: "çerçeve yasa," adına yakışır biçimde, içine bütün bir milletin sığabileceği kadar geniş bir çerçeveyle çizilebilirdi.
Çerçeveyi genişletmek, iktidarın elinden bir şey almaz; tersine, alınan karara milletin imzasını ekler. Bugün atılan adımı geri almak için değil, bundan sonrasını daha sağlam bir zeminde kurmak için söylüyorum bunu. Bir ulusun en derin yarasına dokunan her el, önce o yaranın sahibine dönüp bakmalı. Çünkü bazı kararlar, milletin adına değil, milletle birlikte verilir.