Topic
Siyaset Sözlüğü
Onlar Ne Der, Ne Demek İster, Sonunda Ne Olur?
Her mesleğin kendine has bir jargonu vardır. Doktorlar Latince konuşur, avukatlar anlamayalım diye konuşur, siyasetçiler ise anlamayalım diye Türkçe konuşur. Evet, yanlış okumadınız. Kullandıkları kelimelerin hepsi sözlükte var, cümleleri gramer açısından kusursuz, ama bir araya geldiklerinde ortaya çıkan anlam, o kelimelerin hiçbirinde yok. Buna dilbilimde "büyü", halk arasında ise "yine mi kandık lan" deniyor.
Bu kadim dili nesillerdir çözmeye çalışıyoruz ama bir türlü tam olarak deşifre edemedik. Ta ki şimdiye kadar. Aşağıda, saha araştırmaları ve derin travmalar sonucu hazırlanmış, siyasetçi-insan çeviri sözlüğünü bulacaksınız. Yanınızda bulundurun; bir dahaki sefere kürsüde birini gördüğünüzde simültane çeviri yapabilirsiniz.
1. "Halkımızın da takdir edeceği üzere..."
Ne demek ister: "Şimdi size öyle bir şey söyleyeceğim ki asla takdir etmeyeceksiniz, ama itiraz etme hakkınızı en baştan elinizden alıyorum. Takdir etmezseniz halktan sayılmazsınız, o yüzden mecbursunuz."
Sonunda ne olur: Takdir edilmesi istenen şey genellikle bir zamdır. Siz de milletçe, takdirlerinizi elektrik faturasının üstüne damla damla dökersiniz.
2. "Gereken neyse yapılacaktır."
Ne demek ister: "Ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yok, danışmanlarım da toplantıya gelmedi, ama boşluğu bu cümleyle dolduruyorum. 'Gereken' kelimesi güzeldir, herkes içini kendi doldurur, ben de sıyrılırım."
Sonunda ne olur: Gereken yapılır. Kime gerektiğini asla öğrenemezsiniz ama emin olun, size gerekmemiştir.
3. "Bu konuyu yakından takip ediyoruz."
Ne demek ister: "Bu konudan haberim yeni oldu, muhtemelen sizden de sonra öğrendim, ama 'takip ediyoruz' deyince sanki bir ekip kurulmuş, gece gündüz çalışıyormuş gibi bir hava oluşuyor."
Sonunda ne olur: Takip edilir. Uzaktan. Çok uzaktan. Öyle bir uzaklıktan ki, konu çözülene kadar üç mevsim geçer ve zaten kendi kendine unutulur.
4. "Fedakârlık dönemindeyiz, hep birlikte kemer sıkacağız."
Ne demek ister: "Siz kemer sıkacaksınız. 'Birlikte' kelimesini araya koydum ki yalnız hissetmeyin. Ben de dayanışma olsun diye kemer koleksiyonuma bir yenisini ekleyeceğim, timsah derisi olanından."
Sonunda ne olur: Millet o kadar kemer sıkar ki, sonunda sıkacak kemer kalmaz, pantolonu iple bağlarız. O ip de ithal olduğu için haftaya zamlanır.
5. "Kimse merak etmesin, her şey kontrol altında."
Ne demek ister: "Panik yapın. Ciddi ciddi panik yapın. Ben bu cümleyi sadece hiçbir şeyin kontrol altında olmadığı durumlarda kurarım. 'Kontrol altında' dediğim an, aslında kontrolün çoktan uçağa binip yurt dışına kaçtığını anlayın."
Sonunda ne olur: Her şey kontrol altındadır. Kontrolün kimin altında olduğu ise ayrı bir muammadır. Genelde sizin altınızda değildir, o kesin.
6. "Bu benim değil, milletimizin projesidir."
Ne demek ister: "Eğer bu iş tutarsa 'benim projem' diyeceğim, açılışta kurdele keseceğim, dört bir yana afişimi asacağım. Ama ya batarsa? O zaman 'millet istedi, ben sadece aracı oldum' diye kenara çekilirim. Riski size, kredisi bana."
Sonunda ne olur: Proje ya yarım kalır ya da üç katı bütçeye mal olur. Her iki durumda da faturanın altında imza olarak "millet" yazar. Yani siz.
7. "Ben siyaset yapmıyorum, hizmet yapıyorum."
Ne demek ister: "Ben tam olarak siyaset yapıyorum. Hem de en hasından. Ama 'siyaset' kelimesi kirlendiği için, kendimi bir aziz gibi göstermek adına 'hizmet' diyorum. Bu cümleyi kuran herkes, cümleyi kurduğu an siyaset yapmaktadır."
Sonunda ne olur: Hizmet edilir. Ama hizmetin yönü biraz karışıktır; genelde halktan makama doğru akar, makamdan halka değil.
8. "Rakiplerimiz gibi boş vaatler vermiyoruz."
Ne demek ister: "Ben de boş vaatler vereceğim, ama önce rakibimin boş vaatlerini kötüleyerek kendi boş vaatlerime yer açıyorum. Vaatlerin boşluğu görecelidir; benimkiler dolu görünsün diye onunkileri boşaltıyorum."
Sonunda ne olur: İki tarafın da vaatleri seçimden sonra aynı çekmeceye konur. O çekmece bir daha asla açılmaz. Anahtarı da kaybolur.
9. "Sandık başına gidip iradenize sahip çıkın."
Ne demek ister: "Lütfen bana oy verin. Ama bunu 'bana oy verin' diye söylersem çıkarcı görünürüm. Onun yerine 'irade', 'demokrasi', 'gelecek' gibi kelimeler kullanırım ki, siz bana oy verirken kutsal bir görev yapıyormuş gibi hissedin."
Sonunda ne olur: İradenize sahip çıkarsınız. Sonra o irade, sahip çıkılan yerden alınır, dört yıllığına bir kasaya kaldırılır ve size teşekkür mahiyetinde bir kalem hediye edilir. Kalem de çalışmaz.
10. "Geçmişin hatalarını hep birlikte aşacağız."
Ne demek ister: "O geçmişteki hataları da genelde yine benim gibi birileri yaptı, ama 'geçmiş' deyince sanki hatayı zaman yapmış gibi oluyor. Zamana kızın, bana değil. Ben geleceğim, geçmişle alakam yok."
Sonunda ne olur: Geçmişin hataları aşılır. Aşılırken yenileri yapılır. Böylece gelecek nesillere aşacakları taze hatalar bırakılmış olur. Buna "sürdürülebilir siyaset" denir.
Peki Ya Biz?
İşte sözlük bu kadar. Kısa tuttuk, çünkü uzatsak ağlayacaksınız. Ama asıl mesele bu kelimelerde değil, sevgili okuyucu. Asıl paranormal olay, bu sözlüğü hepimizin ezbere bilmesine rağmen yaşanan şeyde gizli.
Şöyle ki: Biz bu cümlelerin hepsini biliyoruz. Anlamlarını da biliyoruz. Sonunda ne olacağını da gayet iyi biliyoruz. Her seçim öncesi arkadaş meclislerinde "Bak yine aynı şeyleri söylüyorlar, biz yine yutmayalım" diye ahdü peyman ediyoruz. Sonra o meşhur gün geliyor, elimizde mührümüzle o kabinin içine giriyoruz, perdeyi çekiyoruz ve... tam o anda, on binlerce yıllık genetik hafızamız devreye giriyor.
Balığın oltaya vurduğu gibi, biz de o zokayı bir güzel yutuyoruz. Hem de aynı zokayı. Dördüncü kez. Belki beşinci. Zoka aynı zoka, olta aynı olta, hatta balıkçı bile aynı balıkçı; sadece yem her seferinde biraz daha parlak boyanmış oluyor, o kadar. Mührü basıyoruz, dışarı çıkıyoruz, ellerimizi kolonyayla siliyoruz ve dört yıl boyunca "Ya biz ne yaptık?" diye düşünüyoruz.
Sonuç mu? Siyasetçiyi kandırmak için medyum gerekmez, çünkü asıl büyüyü onlar değil, biz kendi kendimize yapıyoruz: Her seferinde "bu sefer farklı olacak" diyerek. İşte gerçek illüzyon bu. Ve bu illüzyonu bozacak bir medyum da, tıpkı marketlerdeki gibi, henüz yeryüzüne inmedi.
Teşekkürler, sandıkta görüşürüz Türkiye! (Yine gideceğiz, biliyorsunuz.)