Topic
Birazdan..
O pazar halkın demokrasiyle özel bir meselesi yoktu. Kahvaltısı uzamıştı.
Seçim yapılacağını herkes biliyordu. Zaten bir süredir bilmemek için ayrıca çaba göstermek gerekiyordu. Fakat seçim sabahı evlerin içinde başka gelişmeler yaşandı.
Çay yeni demlenmişti.
“Şunu içelim, gideriz.”
İkinci bardakta ekmek bitti. Ekmek gelince yumurta soğumuştu. Yumurta ısıtılırken televizyon açıldı. Televizyonda sandığa erken gidenler gösteriliyordu.
“İyi, gidiyor millet.”
Bu bilgi herkesi rahatlattı.
Bir evde bulaşık makinesi boşaltıldı. Başka bir evde koltuğun arasından geçen kış kaybolan kumanda çıktı. Bir yerde pazar kahvaltısı, öğle yemeğine devredilerek aralıksız devam etti.
Ülke genelinde milyonlarca kişi birbirinden habersiz biçimde “Birazdan” dedi.
Ortada örgüt yoktu. Lider yoktu. Çağrı yoktu. Yalnızca terlik vardı.
Öğlene doğru bazı vatandaşlar gitmeye niyetlendi. Fakat o saatte sandıkların kalabalık olacağını düşündüler. Biraz beklemek daha akıllıcaydı.
Sandıklar boştu.
Görevliler de vatandaşların öğleden sonra geleceğini düşünüyordu.
Herkes birbirine zaman tanıyordu.
Saat üçte biri kalktı, yüzünü yıkadı, pantolonunu buldu. Tam çıkacakken telefonuna baktı. Yarım saat sonra hâlâ ayaktaydı ama artık ayakkabısını giymek için değil, şarj aletini aramak için.
Bir başkası “Beşe kadar açıkmış” dedi.
Evde kalan süre hesaplandı. Daha çok vardı.
Bu ülkede “Daha çok var” ile “Artık yetişmez” arasında yaklaşık bir çay bardağı bulunuyordu.
Saat beşte sandıklar kapandı.
Milyonlarca evde küçük bir sessizlik oldu.
“Bugün müydü son?”
Ardından akşam yemeği hazırlıkları başladı. Saatler sonra seçim sonuçları için televizyon açıldı, ses yükseltildi, kumanda koltuğun en ulaşılabilir yerine kondu.
Kimse sonucu kaçırmak istemiyordu.
Seçim o kadar da önemsiz değildi.
Sayım
Görüntülerde sabah erkenden oy kullananların aday olduğu sonradan anlaşıldı. Onların programı belliydi. Sandığa gidecek, oy kullanacak, fotoğraf çektirecek, vatandaşlık görevini yerine getirdikten sonra vatandaşlardan görev isteyeceklerdi.
Gittiler.
Bir adayın eşi kapıdan seslendi:
“Sen geç, ben hazırlanıp geliyorum.”
Hazırlıklar sürdü.
Akşam aday evine döndüğünde eşi sonuçları izliyordu.
“Nasıl gidiyoruz?”
Aday bir süre cevap veremedi. Siyasi hayatında ilk kez “biz” kelimesinin kapsamını düşünmek zorunda kalmıştı.
Oyları saymak kısa sürdü. Sonuçları açıklayacak cümleyi bulmak biraz zaman aldı.
Bir sandıktan tek oy çıktı. Görevli zarfı açtı, pusulaya baktı, tutanağa yazdı. Yanındaki görevli kontrol etti. Sonra ikisi de alışkanlıkla sıradaki zarfı bekledi.
Yoktu.
“Bir daha sayalım mı?”
Saydılar.
Bir çıktı.
Sonuç değişmeyince güven arttı.
Yüzde yüz destek
Bu hayalî seçimin sandık aritmetiği, adaylara kendilerini seçme imkânı vermişti. En büyük sorun seçilmekten sonra başladı: Kendilerine verilen bu görevi kimin adına kullanacaklardı?
Bir aday, tek oyun kendisine çıktığı sandıktaki yüzde yüz desteği sosyal medya hesabından duyurdu. Altına “Teveccühünüze layık olacağım” yazdı.
Gönderiyi beğendi.
Sonra bunun fazla kişisel göründüğünü düşünerek beğenisini geri çekti.
Basın toplantısında katılım soruldu. Aday oranlardan söz etti. Gazeteci sayı istedi. Aday birlik ve beraberliğe geçti.
Başka bir adayın oyu geçersiz sayılmıştı. Kendini o kadar kuvvetle desteklemişti ki pusulaya bir de imza atmıştı.
İtiraz etti:
“Seçmenin ne demek istediği açık.”
“Seçmene sordunuz mu?”
“Kendisiyle sürekli temas hâlindeyim.”
Bir aday ise kabinde kısa bir vicdan muhasebesi yapıp boş oy kullanmıştı. Ekibi bunu kabul edemedi.
“Siz bile bize güvenmiyorsanız biz halka ne anlatacağız?”
Aday, gizli oy ilkesinin ihlal edildiğini söyledi. Kendisi hakkında konuşmayı reddetti.
Büyük mesaj
Seçim gecesi bütün ekranlarda halkın verdiği mesaj tartışılıyordu. Mesaj çok büyüktü. İçeriği henüz bulunamamıştı.
Bir yorumcu, sessizliğin bazen en güçlü çığlık olduğunu söyledi. O sırada bir evde biri mutfaktan bağırdı:
“Çayı tazele, sonuçlar başlıyor!”
Başka bir yorumcu tarihsel kırılmadan söz etti. Üçüncüsü toplumsal birikimi anlattı. Dördüncüsü yıllardır bunu beklediğini söyledi. Beşincisi neden sabah söylemediğini sordu.
Altıncı yorumcu araya giremedi. Girmediği seçimden sonra giremediği ilk yer orasıydı.
Muhabir sokağa çıktı. Bir vatandaşa sandığa gitmeyerek ne anlatmak istediğini sordu.
“Vallahi özel bir şey yok. Çıkamadık.”
“Yani mevcut yapıya tepkinizi mi gösterdiniz?”
“Yok, kahvaltı uzadı.”
“Bu bir kopuş mu?”
“Menemen vardı.”
Stüdyoya dönüldü. Menemenin temsil ettiği toplumsal talep üzerine konuşuldu. Soğan meselesinde görüş ayrılığı çıktı. Tartışma ilk kez herkesin gerçekten bir fikri olduğu bir alana girmişti.
Teşekkür konuşması
Kazanan adaylardan biri kürsüye çıktı.
“Bana oy veren herkese tek tek teşekkür ediyorum.”
Durdu.
“Teşekkür ederim.”
Konuşmanın bu kısmı tamamlanmıştı.
Salondan alkış yükseldi. Aday alkışlayanlara baktı. Günlerdir birlikte çalıştığı kalabalık ekip oradaydı.
“Siz neden oy vermediniz?”
Organizasyon sorumlusu elindeki programa baktı.
“Bize yirmi bir otuzda alkış yazılmış.”
Bir danışman kulağına eğildi:
“Halkımızın mesajını aldık diyelim.”
“Ne mesajı?”
“Şimdilik aldık diyelim, sonra bakarız.”
Aday devam etti:
“Bize oy vermeyen vatandaşlarımızın da temsilcisi olacağız.”
Danışman rahatladı. Sonunda bütün ülkeyi kapsayan doğru bir cümle bulunmuştu.
Seçmenle buluşma
Ertesi hafta seçilenler, kendilerine destek veren seçmenlerin taleplerini dinlemek üzere toplantı düzenledi.
Salona girdiler. Oturdular. Beklediler.
Bir süre sonra toplantının tam katılımla başladığını fark ettiler.
Başkan, seçmenin söz almasını istedi.
Bir üye elini kaldırdı:
“Vergiler çok yüksek.”
Sonra elini indirip cevap verdi:
“Bütçe gerçeklerini de göz önünde bulundurmalıyız.”
İlk söylediğine hâlâ katılıyordu. İkinci söylediğini de makamı gereği savunması gerekiyordu. İçinde kısa bir tartışma çıktı.
Tutanak görevlisi sordu:
“İtirazı kimden yazayım?”
“Benden.”
“Cevabı?”
“Şimdilik o da benden.”
Başka bir üye, seçim öncesi kendisine verilen sözlerin tutulmasını istedi. Sözleri veren de kendisiydi. Koşulların değiştiğini anlattı. İkna olmadı.
Toplantıya ara verildi.
Koridorda bir danışman, seçilmiş temsilcinin yanına yaklaştı:
“Seçmeniniz size kırgın.”
“Biliyorum. Sabah aynada gördüm.”
Halk sonucu değerlendiriyor
Evlerde sonuçlar çoktan tartışılmaya başlanmıştı. Bir vatandaş, seçilenleri beğenmediğini söyledi.
“Ben başka bir sonuç bekliyordum.”
“Kimden?”
“Millet bir şey yapar diye düşündüm.”
Millet de öyle düşünmüştü.
Bir başkası, bu kadar az katılımın nasıl mümkün olduğunu sordu. Eşi dün kendilerinin de gitmediğini hatırlattı.
“Bizimki ayrı, bizim işimiz çıktı.”
Çamaşırlar kurumuştu. Ülke henüz durumu sindirmeye çalışıyordu.
Kimse tarihe geçmek için evde kalmamıştı. Kimse bir hareket başlatmamıştı. Yalnızca kendi küçük ertelemesini, başkalarının büyük katılımının içinde kaybolacak sanmıştı.
Şimdi herkesin küçük ertelemesi aynı ekranda görünüyordu.
Çözüm
Yeni seçilenler günlerce kimi temsil ettiklerini tartıştı. Yalnız kendilerini yönetseler ülke ne olacaktı? Herkesi yönetseler ortadaki sessizliği nasıl yorumlayacaklardı? Halk bir şey söylememişti ama çayını alıp ne yapacaklarını izliyordu.
Sonunda kapsamlı bir değerlendirme yapıldı. Uzun konuşmaların ardından, bu belirsizliği gidermenin en doğru yolunun yeniden halka danışmak olduğuna karar verildi.
Yeni tarih açıklandı. Sandıklar hazırlanacaktı. Adaylar sahaya inecekti. Bu defa herkesin katılımı çok önemliydi.
Haber evlere ulaştı. Bir vatandaş, elindeki çayı sehpaya bıraktı. Takvime baktı. Eşini çağırdı.
“Bu sefer unutmayalım.”
“Neyi?”
“Sonuçları. Geçen sefer ilk yarım saati kaçırdık.”