Topic
SALAH
SON DAKİKA!!!
SON DAKİKA: MOHAMMED SALAH TRABZONSPOR'A İMZAYI ATTI, EVREN DENGESİNİ KAYBETTİ
Bugün yerel saatle 13.07'de bir uçak Trabzon semalarına girdi. O andan itibaren fizik, biyoloji ve sağduyu, üç eski dost gibi el ele tutuşup şehri terk etti. İçeriden gelen isim Mohammed Salah'tı ve gerisi, artık bilimin açıklamakta zorlandığı bir mesele.
1. Evren, Saygı Duruşuna Geçti
Salah'ın uçağının gölgesi Karadeniz'e değdiği an, Newton'un yerçekimi yasası "bugünlük ben yokum" notunu bırakıp istifa etti. Sahilde bekleyen 14.000 kişi aniden otuz santim havaya yükseldi ve orada, mütevazı bir şekilde, asılı kaldı.
Işık hızı, Salah'ın gülümsemesi taraftara daha hızlı ulaşsın diye NASA'ya haber verilmeden yeniden ayarlandı. 1977'den beri uzayda yol alan Voyager 1 uzay aracı, aracın bordosunu görünce U dönüşü yaptı ve "bu tarihi anı kaçıramam" diyerek Dünya'ya doğru gaza bastı. Karadeniz, tam olarak nedenini kimsenin sorgulamadığı bir saygıyla, iki metre yükseldi ve öylece bekledi.
2. Doğa Ayaklandı
Bölgedeki tüm fındık ağaçları mevsim dışı olgunlaştı. Dahası fındıklar dallarda kendiliğinden dizilerek büyük bir "11 numara" oluşturdu; bir dalda ise sebebi anlaşılamayan bir Arapça hoş geldin mesajı belirdi.
Karadeniz'in tüm hamsileri, tarihinde ilk kez, gönüllü olarak kıyıya kendini attı ve kumsalda dizilerek dev bir "HOŞ GELDİN MO" pankartına dönüştü. Bir balıkçı, kariyerinin en zor gününü yaşadığını, çünkü "pankartı bozmadan hamsi tutmanın vicdanen mümkün olmadığını" belirtti.
Yayladaki inekler o gün süt yerine ayran vermeye başladı. Kırk yıldır kupkuru olan bir çınar ağacı çiçek açtı, çiçekler bordo-mavi kokuyordu. Ormandan çıkan bir ayı, kimsenin öğretmediği bir ustalıkla horon oynadı ve ekip arkadaşlarını beklemeden davulcuyla göz teması kurdu.
3. Hava Durumu: Bilim Kurulu Şaşkın
O gün Trabzon'da yağmur yukarı doğru yağdı. Gökyüzünde beliren gökkuşağı, alışılmışın dışında yalnızca bordo ve maviden oluşuyordu; meteoroloji "diğer beş renk saygısından çekildi" açıklaması yaptı. Öğleden sonra hafif konfeti karı görüldü, akşama doğru yerini simit yağmuruna bıraktı.
4. Havalimanında Yaşananlar
Karşılamaya gelen kalabalık arasında yaşanan sahneler, insanlık tarihine düşülen bir dipnot niteliğindeydi:
• Bir aile, tam teşekküllü bir düğün konvoyuyla geldi; büyükanne, "oğlum gurbetten döndü sanki" diyerek gözyaşları içinde bir tepsi mıhlamayı jet motorunun içine ikram etmeye çalıştı.
• Uçaktan ilk inen pilot, kalabalık tarafından Salah sanılarak omuzlara alındı ve yirmi dakika boyunca "Şampiyon Trabzon" tezahüratıyla taşındı. Pilot, protesto edecek Türkçeyi bilmediği için olayı gülümseyerek kabullendi.
• Bir çaycı, "yolu uzundu, motorları da yorulmuştur" diyerek jet motorlarına birer bardak demli çay bıraktı.
• Bir vatandaş, forma parasını denkleştirmek için traktörünü sattı, ancak forma yerine yanlışlıkla eve dört adet bordo-mavi battaniye getirdi. Pişman değildi.
• Kalabalıkta bulunan, olayla hiçbir ilgisi olmayan bir Mısırlı turist, sırf teninin rengi uydu diye kırk kişi tarafından kucaklandı ve fotoğrafı bir gazetede "Salah taraftarını selamlıyor" başlığıyla çıktı.
• Temel, olan biteni tepeden izledikten sonra kesin yorumunu yaptı: "Da bu uşak bizim Salih'in oğlu Salah mi ola, nasıl da büyümüş."
5. Ülkenin Bütün Sorunları Çözüldü
Transferin yarattığı manevi enerji dalgasıyla enflasyon bir anda düştü, işsizlik "bugünlük bir kenara çekildi", trafik ışıkları kendiliğinden bordo-maviye dönerek herkesi aynı anda geçirdi. Ekonomiden sorumlu bir bakan istifa dilekçesinde tek cümle yazdı: "Gerisini Salah halleder."
6. Peki Gerçekte Ne Oldu?
Gerçekte, güneşten sekiz dakika uzaklıktaki mavi bir gezegende, karbon bazlı bir organizma bir uçaktan indi. Bu organizma nefes alıyor, su içiyor, yemek yiyor ve — bilimin acımasız ısrarıyla — düzenli olarak sıçıyor. Tıpkı onu karşılamaya gelen 14.000 kişi gibi. Aralarındaki tek biyolojik fark, bu organizmanın bir topa vurma becerisinin piyasada daha yüksek fiyatlanmasıydı.
O organizma bu işten para kazanıyor. Havalimanındaki tek bir kişiyi tanımıyordu. Tanımayacak. İsimlerini asla öğrenmeyecek, çocuklarının adını bilmeyecek, düğünlerine gelmeyecek, cenazelerinde bulunmayacak. Onun için orada 14.000 birey yoktu; arka planda kibar bir uğultu vardı. O tarihi anda kafasındaki en derin sorular büyük ihtimalle şunlardı: "Otelin kliması iyi mi?" ve "Akşam ne yesem?"
Evren dengesini kaybetmedi. Fındık mevsimsiz olgunlaşmadı. Hamsi kıyıya çıkmadı, çınar çiçek açmadı, hiçbir ineğin sütü ayrana dönüşmedi. Sadece binlerce insan, taşıması gittikçe ağırlaşan kendi anlam açlıklarını bir yabancının omuzlarına yükledi.
Ve o yabancı, üzerine yığılan o kozmik yükün varlığından bile habersiz, valizini aldı, klimalı arabaya bindi ve akşam ne yiyeceğini düşünerek otele gitti.