Topic
ÖNCELiK
Bir oy bile almadan bağış toplayan yeni partiye, fakir milletçe, öncelikli teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Bir oy bile almadan bağış toplayan yeni partiye, fakir milletçe, öncelikli teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Henüz hiçbir derdimizi çözmemişken avucunu açan bir partiden yola çıkıp, neden hepsinin aynı avuç olduğunu konuşacağız.
Kurulalı daha birkaç hafta olmuş. Henüz tek bir oy almamış, tek bir vaadini gerçeğe dönüştürmemiş. Ama bir şeyi çoktan halletmiş: bağış hesabını açmış. Üstelik ince bir dokunuşla — bağış yapana “öncelikli” üyelik sözü veriyor. Yani cebinizden bir miktar çıkarırsanız, henüz var olmayan bir sıranın en önüne adınız yazılıyor.
Ne sırası? Belli değil. Ne zaman kurulacak? Belli değil. Ama sıralama şimdiden başlamış bile.
Normalde sıra şöyle işler: önce iş yaparsın, güven kazanırsın, sonra destek istersin. Burada her şey tersine dönmüş; önce destek isteniyor, güven sonraya bırakılıyor. Hem de kimden? Markette etikete iki kez bakan, faturayı bir sonraki aya erteleyen, ay sonunu zar zor getiren insandan. “Sizi rahat ettireceğiz” diyen bir siyasetin ilk somut talebi, sizi bugün biraz daha sıkmak oluyor.
Şimdi biri çıkıp diyecek ki: kimse kimseyi zorlamıyor ki, bağış gönüllü. Doğru — kimse silah dayamıyor. Ama “zorla değil” sözü, her açılan avucun ortak mazeretidir; piyango da zorla değildir, kumar da, tefeci de. Gönüllülük yalnızca “hayır” diyebiliyor musun onu ölçer; “bunu sana sormalı mıydılar” sorusuna cevap vermez. Kaldı ki ortada tam bir gönüllülük de yok: “öncelikli” rozetini masaya koyduğun an, saf iradeyi hafifçe dürtmüş, isteği kendi elinle imal etmiş olursun. Gönüllülük, bir savunmanın tavanı değil tabanıdır; en zayıf yeridir.
Şimdi asıl mesele şu: buna kızıp “işte bu parti böyle” demek en kolayı. Oysa bu, tek bir partinin icadı değil; oyunun ta kendisi.
Her parti, iktidarda değilken “milleti” yeniden keşfeder. Milletin derdini, cebini, umudunu... Senden oyunu ister, paranı ister, inancını ister; karşılığında bir cennet tablosu gösterir. İktidara gelince o tablo duvardan iner, sen yeniden dekora dönüşürsün. Sonra bir başkası çıkar, aynı tabloyu biraz daha parlak bir çerçeveyle önüne koyar.
Sandık da bir kutudur, bağış hesabı da: ikisi de içine bir şeyler döktüğün, ama pek azının geri geldiği kutular.
Bunu yazarken hiçbir partinin safında değiliz. Bir rakibin ağzından konuşmuyoruz; birinin kaybı bir başkasının kazancı olsun diye de yazmıyoruz. Sadece bu denklemde hep “yakıt” olmaktan yorulmuş insanlarız.
Evet, “apolitik” durmak da bir duruştur, bunun farkındayız; hiçbir yere ait olmamak da, sonuçta bir yere aittir. Ama hiç değilse bilerek seçtiğimiz bir yer.
Bir de sözümüz, en baştan beri hiçbir partiye, hiçbir oluşuma adını yazdırmamış olanlara. Sen ki hiçbir kuyruğa girmedin, hiçbir açık avuca ismini bırakmadın — bunu bir eksiklik sanma; belki de en berrak yerde duran sensin. Seni yeni bir saflaşmaya, bir “bağımsızlar kulübüne” de çağırmıyoruz; çünkü o da eninde sonunda bir kuyruğa dönüşürdü. Sadece şunu hatırlatıyoruz: kimseye aidatını, hele daha kendini kanıtlamamış bir ele ay sonu paranı hiç borçlu değilsin. Ait olmamak da bir yerde durmaktır — ama en azından kirası ödenmemiş, sırası satılmamış bir yer.
Belki de sahip olabileceğimiz tek gerçek “öncelikli üyelik”, kendi farkındalığımıza üye olmaktır. Aidatı: soru sormak. Ayrıcalığı: satılmamak. Ve bu üyeliğin en güzel yanı — hiçbir bağış hesabına ihtiyaç duymaması.