Topic

BURASI TÜRKİYE

Şaşırmanın tedavülden kalktığı ülke. İki yıllık bir alışma hikâyesi; tuhaflıkların ne zaman doğal görünmeye başladığı üzerine.

“Burası Türkiye.”

İki kelime. Görünüşe bakılırsa bulunduğumuz yeri söylüyor. Oysa bu cümleyi duyduğum bazı anlarda kimsenin adres sormadığını fark ediyorum.

Bir işin neden böyle yapıldığını soruyorum. Bir kuralın neden birine uygulanıp ötekine uygulanmadığını anlamaya çalışıyorum. Söylenenle yapılan arasındaki mesafeye bakıyorum. Cevap geliyor:

“Burası Türkiye.”

Yerimi biliyorum. Sebebini sormuştum.

Ama cümlenin rahatlığına da hayran olmamak zor. Açıklama yapma zahmeti yok. Ayrıntıya girme mecburiyeti yok. Koskoca bir ülke, konuşmanın ortasına bırakılıyor. Artık içinden hangi anlamı çıkarabilirsen.

“Şaşırma.”
“Fazla bir şey bekleme.”
“Böyle gelmiş.”
“Sen de alış.”

Sonuncusu üzerinde çalışıyorum. Hatta galiba epey ilerledim.

Türkiye; şaşırmanın tedavülden kalktığı ülke.

Yaklaşık iki yıldır Türkiye’deyim. İlk zamanlar beynimi yakan bazı şeyler artık bana doğal gelmeye başladı. Önceden durup “Bir dakika, bu nasıl oluyor?” dediğim yerde şimdi yürümeye devam ediyorum.

Sanırım uyum sağladım.

İnsan bunu söylerken kendisiyle biraz gurur duymak istiyor. Sonuçta uyum sağlamak güzel bir beceri. Yalnız, neye uyum sağladığını sorunca kutlamanın tadı biraz kaçıyor.

İlk zamanlar bir tuhaflıkla karşılaşınca açıklama bekliyordum. Şimdi açıklama bekleyişimi tuhaf bulmaya başladım. İçimde küçük bir ses var: “Sen de hâlâ yeni gelmiş gibi davranıyorsun.”

Haklı. Acemiliğimi atıyorum.

Şaşkınlığımı uzatıp bir açıklama almaya çalıştığımda, sanki cebimden eski bir banknot çıkarmışım gibi hissediyorum. Üzerindeki rakam belli, kâğıdı sağlam, benim için hâlâ bir değeri var. Ama karşıdaki bakış aynı: “O artık geçmiyor.”

Ben de cebime geri koyuyorum. Arkada hayat bekliyor.

Alışmanın incelikleri

Eskiden kafamda peş peşe sorular belirirdi: Neden böyle? Bunun bir kuralı yok mu? Kimsenin dikkatini çekmiyor mu? Şimdi hepsinin yerine o iki kelime yetişebiliyor.

“Burası Türkiye.”

Ne kadar kullanışlı. Sebebini bilmediğim şeyi açıklıyor, çözümünü bilmediğim meseleyi kapatıyor, neden artık üzerinde durmadığımı da izah ediyor. Bir cümleden beklenebilecek hizmetin çok üzerinde.

Üstelik artık bir başkasının söylemesine de gerek kalmıyor. Kendi kendime hizmet verebiliyorum.

Yalnız, arada küçük aksaklıklar oluyor. Bir iş söylenen zamanda bitiyor. Biri hatasını kabul ediyor. Bir kural, istisna aranmadan uygulanıyor.

O zaman şaşırıyorum.

Demek ki şaşırma yeteneğim tamamen kaybolmamış. Sadece artık başka şeylerde devreye giriyor. Olması gereken gerçekleştiğinde anlatacak bir hikâyem oluyor. “İnanır mısın, tam söyledikleri saatte!” diyorum. Olayın olağanüstülüğü, olağan biçimde gerçekleşmiş olması.

İşte burada kendime biraz takılıyorum. Benim normal dediğim şey tam olarak ne zaman yer değiştirdi?

Bir şeyin sık yaşandığını öğrenmekle, onu doğal bulmaya başlamak arasında küçük bir mesafe var. O mesafeyi hangi gün geçtiğimi hatırlamıyorum. “Bugünden itibaren bunu makul kabul ediyorum” diye bir karar almadım. Bir sabah kalkıp beklentilerimi topluca iptal de etmedim.

Birinde omuz silktim. Birinde güldüm. Birinde vaktim yoktu. Birinde uğraşacak hâlim. Sonra bir baktım, ilk gün açıklama istediğim şeye kendim açıklama olmuşum: “Burası Türkiye.”

Coğrafyanın savunması alınmadı

Bu cümlede beni düşündüren bir kolaylık daha var. Birinin aldığı karar, yapmadığı iş, esnettiği kural bir anda ülkenin özelliğine dönüşebiliyor.

Kim yaptı? Neden yaptı? Başka türlü yapılabilir miydi?

Konuşma bunlara gelmeden harita açılıyor.

Sanki enlemle boylam anlaşmış, “Bu iş burada düzgün yürümeyecek” diye karar vermiş. Dağların arkasında bir toplantı yapılmış. Denizler de itiraz etmemiş.

Oysa bir işi geciktiren dağ değil. Sırayı bozan kıyı şeridi değil. Bir kararı veren, ona izin veren, ondan yararlanan ya da onu değiştirebilecek insanlar var. Ben bütün bunları “burası” kelimesinin içine doldurunca, neyi anlamış oluyorum?

Bir şeyin burada sık yaşanması, burada yaşanmasını haklı kılar mı?

Yine de bu sözü söyleyen herkesi aynı yere koyamam. Haksızlığa uğrayan birinin yorgunlukla söylediği “Burası Türkiye” ile yaptığı haksızlığın hesabını vermemek için aynı cümleye sığınan birinin sözü aynı anlama gelmiyor. Birinde iç çekiş var. Ötekinde konuyu kapatma isteği olabilir.

Kelimeler aynı. Cümlenin kimin işine yaradığı değişiyor.

İnsanın da bir mesaisi var

Kendime de haksızlık etmek istemiyorum. İnsan her gün, her şeye, ilk kez görmüş gibi tepki veremez. Yetişecek işleri, ödeyecek hesapları, korumaya çalıştığı bir huzuru var. Her tuhaflık karşısında bütün günü durdurmak mümkün değil.

Bazen omuz silkmek, o günü tamamlayabilmenin yolu. Bazen gülmek, sinirlenmekten daha taşınabilir. Bazen de insanın gerçekten gücü kalmıyor.

Bu yorgunluğu tanıyorum. Yalnız kendi içimde küçük bir ayrımı kaybetmek istemiyorum: Bugün bununla uğraşamayacak olmam, bunda bir sorun olmadığı anlamına gelmiyor.

“Böyle oluyor” dediğim yerde hâlâ bir gözlem var. “Burada böyle olur” dediğimde ise sanki yarının kararını da bugünden vermiş oluyorum. Üstelik yarına sormadan.

Belki başlangıçta beni hayal kırıklığından koruyan cümle, bir süre sonra başka bir ihtimali düşünmeme de engel oluyor. Daha iyisini beklemeyince daha az üzülüyorum. Peki, beklentimi indirdiğim yerde ölçümü de indirmiş olabilir miyim?

“Burası Türkiye” sözünü bir iyiliğin ardından söylemek de mümkün. Birinin hiç tanımadığı birine yardım ettiği, bir sofrada yer açıldığı, bir derdin paylaşıldığı anda aynı iki kelime bambaşka bir sesle çıkabilir ağızdan. Demek ki kelimelerin kendisinde zorunlu bir karamsarlık yok. Benim onları hangi anlara ayırdığımda da bir mesele var.

Bir ülkenin adını yalnızca aksayan şeylerin açıklaması olarak kullanınca, o adın taşıyabileceği başka anlamları da daraltıyor olabilir miyim?

Yaklaşık iki yıl önce beni şaşırtan bazı şeyler bugün şaşırtmıyor. Bunu kendimde görebiliyorum. Henüz emin olamadığım şey, ne kadarının hayatı öğrenmek, ne kadarının beklentilerimden sessizce vazgeçmek olduğu.

Bir dahaki sefere “Burası Türkiye” dediğimde, belki cümleyi hemen bitirmem.

Evet, burası Türkiye. Ben de buradayım.

Peki, beni artık şaşırtmayan şey, bana hâlâ yanlış geliyor mu?