Topic
Story
Modern Çağın Varoluşsal Kabusu
Modern Çağın Varoluşsal Kabusu: "Story’ye Atmadım, Acaba Gerçekten Yaşadım mı?"
Ah, zavallı Descartes! "Düşünüyorum, öyleyse varım" derken 21. yüzyılda işlerin "Filtre basıyorum, öyleyse varım" noktasına geleceğini bilse, muhtemelen tüy kalemini dizinde kırar, felsefeyi bırakıp pazarcılığa başlardı.
Kabul edelim: Eğer o yediğin avokadolu tostun fotoğrafını çekip üstüne ufacık bir fontla "Sunday Vibes ✨" yazmadıysan, o tostu yemedin kardeşim. O tost hiçbir zaman var olmadı. Miden şu an kozmik bir illüzyonu sindiriyor.
Çünkü hepimiz biliyoruz ki sindirim sistemi, liseden beri konuşmadığın Merve o story'ye "afiyet olsunnn" yazana kadar çalışmaya başlamaz.
Düşünsenize, şık bir kafedesiniz. Önünüzde buz gibi olmuş, üstünde kurumuş süt köpüğü olan bir latte var. Neden buz gibi? Çünkü son 45 dakikadır o kahvenin, güneş ışığıyla 42 derecelik o kusursuz asimetrik açıyı yakalaması için masanın etrafında Kızılderili yağmur dansı yapıyorsunuz.
Yandaki masadan size acıyarak bakan teyzeye hiç aldırmayın; o "engagement rate" (etkileşim oranı) nedir bilmiyor, vizyonsuz!
"Eğer bir ağaç ıssız bir ormanda devrilirse ve onu kimse TikTok'ta 3x hızlandırılmış bir fon müziğiyle paylaşmazsa, o ağaç gerçekten devrilmiş midir?"
— Modern Felsefeye Giriş, Cilt 1.
Spora gidiyorsunuz diyelim. Teri kurumuş bir aynanın karşısına geçip, damarları çıkarma uğruna nefesinizi tutmaktan morarırken "No pain, no gain 💪" yazılı o kutsal selfie'yi çekmediyseniz, o kaslar ertesi sabah anında eriyip göbeğe dönüşür. Bilim bunu kanıtladı!
Ağırlık kaldırmanın hiçbir fiziksel faydası yok; asıl kalori yaktıran şey, fotoğrafı atarken hangi filtrenin karın kaslarınızı daha belirgin göstereceğini seçerken yaşadığınız o inanılmaz varoluşsal stres.
Peki ya çağımızın en büyük trajedisi? Telefonun şarjı %1'ken birine iyilik yapmak zorunda kalmak.
Geçen gün ağaçta mahsur kalmış yavru bir kediyi kurtarayım dedim. Tam kediyi elime aldım, kamerayı açıp "Günün kahramanlığı 🥺" yazacaktım ki telefon kapandı. Yemin ediyorum sinirimden kediyi ağaca geri bırakacaktım! Kendi kendime dedim ki, "Kusura bakma Pamuk, seni kurtardığımı eski sevgilimin beni gizlice stalkladığı sahte hesabı görmeyecekse, bu kahramanlığın kainatta hiçbir manası yok. Çık geri o dala, şarjım dolsun öyle geliyorum."
O yüzden değerli dostlarım; içsel huzurmuş, kendi değerini bilmekmiş, eylemlerin sessiz gücüymüş... Geçin bu Çin işi Zen felsefelerini! Siz siz olun, hayatınızın kontrol direksiyonunu Instagram algoritmasının o yüce, o şefkatli kollarına bırakın.
Dış onay olmadan biz kimiz ki? Sadece etten ve kemikten oluşan, "like" almadığı için yavaşça şeffaflaşıp yok olan zavallı karbon bazlı yaşam formlarıyız.
Size tavsiyem; ölünce mezar taşınıza adınızı falan yazdırmayın, gereksiz mermer masrafı. Kocaman bir QR kod kazıtın, gelen geçen okutup profilinize baksın.
Arkadan da hocalarımız dua etsin:
"Rahmetli iyi insandı, story'leri hiç 500 izlenmenin altına düşmezdi... Ruhu şad, algoritması bol, mekanı keşfet olsun. El-Fatiha!"