Topic
Vibratör
Toplu Titreşme Sanatı
Bir Diyapazona Vuruldu
Bu ülke yıllardır masaya ters kapatılmış bir telefon gibiydi. Sessizde sanırsın; değil. Titreşimde. Kimse aramaz, o yine de arada bir kendi kendine "vzzt" diye seğirir — boşa, sebepsiz, alışkanlıktan. Yıllardır birinin numarayı çevirmesini bekleyen bir diyapazon. O gün biri çevirdi.
Biri, herkese açık bir ekranda, boynundaki kolyeyi çıkardı. Kolye çıkmadı aslında; kolye kılığına girmiş bir yalan çıktı: pembe altın kaplı, bas-çalış, üç kademeli bir titreşimli cinsel oyuncak. Düğmeye bastı. Küçük alet uğuldadı. Ve otuz beş gram, seksen milyon tonu yerinden oynattı. Fizik o gün istifasını yazdı.
Ürün İncelemesi
Kadın onu öyle bir anlattı ki, bayiye girmişsin, satıcı arabanın donanımını sayıyor sandım. "Rose altın kaplama. Üç vites. Bas, çalışır. Şurada kullanılır, burada kullanılır." Kardeşim bu tanıtım videosu. Yeni model çıkmış, uzman kanala düşmüş, kutu açıyor. Bir an "arka kamerası kaç megapiksel?" diye soracak sandım.
Bir teknoloji lansmanının tek eksiği vardı: o odada hukukçu yoktu. Pazarlamacı sloganı bulmuştu — "her an yanında" — ama frene basacak adam izne çıkmıştı. Her rezaletin kökeninde, o gün işe gelmeyen bir kişi vardır.
Rezonans
O düğmeye basıldığı an ülke titredi ve bunun bir tek sebebi vardı: talihsizlik. Bu ülkenin öz frekansı, tam olarak o aletin en düşük kademesiyle aynı çıktı. Piyanoda tek bir tuşa basarsın, telin akrabası olan bütün öteki teller kendiliğinden uğuldamaya başlar — buna "sempatik rezonans" derler. Ülke, akort edilmeyi bir yana bırakın, sönümlenmeyi bile beceremeyen dev bir teldi. Biri çıtlattı; hepsi birden uğuldadı.
Kardeşim ben bu milletin bu kadar hızlı hemfikir olduğunu görmedim. Bir otobüs durağının yeri için üç kuşak kavga eden insanlar, aletin kaç kademesi olduğunda oy birliğine vardı. Anayasa bu hızda değişmiyor. Meğer bu ülkeyi birleştirmenin yolu adalet değilmiş, ideal değilmiş — doğru frekansmış.
Fizik Dominoları
Önce köprüler gitti. Askere köprüden geçerken adım uydurma derler, çünkü ritmik titreşim en sağlam köprüyü bile bir muhallebi gibi çözer. Bu ülkenin köprüleri zaten yıllardır ayrı ayrı, düzensiz, homurdanarak titriyordu; o gün ilk kez aynı ritmi tutturdular. Hayatında hiçbir konuda anlaşamamış köprüler, bir oyuncak sayesinde nihayet uyum yakaladı ve topluca, kardeşçe, birlikte çöktüler. Mühendis ağlıyor — yarısı acıdan, yarısı "keşke insanlar da bu kadar uyumlu olsa"dan.
Sonra ülke bir bütün olarak santrifüjde kalmış çamaşır makinesine döndü. Toprağın son nemi sürtünmeyle söküldü, ormanlar kimse kibrit çakmadan kendi kendine tutuştu. Doğa Kanunları Dairesi raporu tek cümle yazdı: "Bir şey bu kadar titrerse yanar. Örnek: mevcut ülke."
Ulusal Nabız
En tuhafı kardiyologların raporuydu. Titreşim herkesin kalbini aynı tempoya çekti; ülke tarihinin en sağlıklı EKG'si çıktı. Tek nabızlı bir millet. Tek yürek. Ne yazık ki o yürek bir cinsel oyuncakla senkronize atıyordu ama olsun, sağlık sağlıktır. Göçmen kuşlar bile şaştı; yön bulamayıp oldukları yerde göç ettiler. Bir sürü leylek, aynı noktada, hop hop, güneye gittiğini sanarak.
Ekonomi Bölümü
O aletin programdaki konuşma süresi, bütçeyi anlatan adamınkinden uzundu. Ve ekonomiyi ondan iyi özetledi. Maliye çıkıyor "büyüyoruz" diyor; alet çıkıyor "basınca titrerim, sonra dururum" diyor — ikisi aynı şey. Fiyatlar o gün öyle hızlı titreşti ki üstlerindeki sıfırlar bulanıklaştı, göz sayamaz oldu. Ekonomistler o bulanıklığa uzun uzun baktı ve "büyüme" dedi. Hiç değilse net bir kelimeleri vardı.
Yıllardır aradığımız yenilenebilir enerji de böylece bulundu. Rüzgârdan değil, güneşten değil — birinin dekoltesinden. Bedava, sonsuz, temiz. Tek sorun şebekeye bağlamak. Ama bu millet onu da titreştire titreştire bir yolunu bulur.
Yasak Denen Projektör
Sonra devlet devreye girdi, en heybetli diyapazona vurdu: soruşturma, gözaltı, yasak, "şu video görünmez olsun" talebi. Oysa bu ülkede bir şeye "görünmez ol" demek, üstüne devlet bütçeli projektör tutmaktır. O videoyu görmemiş üç kişi kalmıştı; "yasaklandı" der demez o üçü de "yasaksa bir bakayım" dedi. Şimdi sıfır. Bir dalgaya "sus" demek onu söndürmez, duvarlardan sektire sektire iki katına çıkarır. Yasak, bu memleketin keşfettiği en güçlü "oynat" tuşu.
Ve makine kusursuz döndü. İhlal öfkeyi besledi, öfke ihlali; ikisi bir simide üşüşen martılar gibi birbirine muhtaçtı. Ahlakçının ahlak yapabilmesi için birinin bir günah düşürmesi şart — düşürdüler, üşüştüler. Herkes payına düşen notayı büyük bir iştahla çaldı. Sonunda ortada, sabit, hiç durmayan bir duran dalga kaldı. Üretilen tek şey daha çok titreşimdi.
Kapısı Sökülmüş Meydan
Bir de işin gülünmeyecek yeri var. O video herkese açıktı: kilit yok, yaş yok, süzgeç yok. Bir yanda nine, dizinde yedi yaşında torun, ikisi aynı ekrana bakıyor. Nine soruyor "bu ne kızım?", torun cevaplıyor "dur nine, kullanım yerlerini sayıyor."
Net konuşayım: kimsenin çekmecesine bakmıyorum. Senin evinde ne titrerse senin bileceğin iş; dönsün, uğuldasın, isterse yörüngeye otursun, zerre umurumda değil. Mesele o değil. Mesele o çekmeceyi alıp şehir meydanının göbeğine boca etmek, sonra dönüp meydanın kapısını da menteşesinden söküp atmak, sonra bütün bunlara "cesaret" demek. Kardeşim bu cesaret değil, bu kapıcının kovulması. Cesaret olsaydı vergi kaçıranların listesini okurdun; o meydana kimse titreyerek koşmazdı, herkes sessizce çıkışı arardı.
Peki Ne Öğrendik
Bu koca kıyametten seksen milyon, tek bir günde, hep beraber şunu öğrendi: titreşen alet, titreşiyormuş. Nobel'i bekliyoruz, fizik dalında. İsveç'teki jüri hâlâ toplantıda: "Bu insanlar bunu yeni mi öğrendi?" Kimse cevap veremiyor.
O gün kuralına uyan bir tek yasa vardı: entropi. Yani "her şey gitgide daha çok dağılır." Ülke hiç olmadığı kadar dağınıktı — ve hiç olmadığı kadar birlikte. Hep beraber titremiştik ya; o da bir tür beraberlik. Davetiyesiz bir düğün gibi. Herkes gelmiş, kimse çağrılmamış, herkes oynuyor.
Alet Bizden Sağlıklı
En acısı: o küçük alet çoktan durdu. Basıldı, uğuldadı, işi bitti, sustu. Biz hâlâ titriyoruz. Alet bizden sağlıklıymış meğer — durmayı biliyor. Bir tek o biliyor.
Ve asıl sır şu: bu ülkenin titreşimli bir alete hiç ihtiyacı yoktu. Ülke zaten bir taneydi. Doğru düğmeye bas — uğuldar. Hiçbir şey üretmez, enerjisini gürültüye çevirir, sonra bir sonraki dürtüşe kadar susar. Kocaman, pembe altın kaplı bir diyapazon; menteşesi çürümüş bir meydanın ortasında, birinin gelip çıtlatmasını bekliyor. Biri her zaman çıtlatır. Ve millet, hep bir ağızdan, aynı frekansta uğuldayarak, mışıl mışıl uyur.