Topic

TikTok

TikTok’un insanı nasıl sirk hayvanına çevirdiğine dair bir metin; sonunda silkelenip kendine gelmeye çağrı.

TikTok’un insanları nasıl “sirk hayvanına” çevirdiğini konuşacaksak, önce şunu netleştirelim: Bu bir sosyal medya platformu değil. Bu, cep boy bir dikkat mezbahası. İçeri girerken sana “Kendini keşfet” diyor; içeride yaptığı şey, seni algoritmanın lazer pointer’ına çevirmek: sağa zıpla, sola zıpla, hop bir daha… Aferin, sana bugün de “for you” verdik.

Ve en tatlı, en komik, en acıklı kısım şu: Kimse zorla sokmuyor. İnsanlar kendi elleriyle giriyor, sonra da gönüllü olarak şunu imzalıyor: “Merhaba, ben bir insanım. Beni lütfen 15 saniyeye bölün. Ruhumu da üç parçaya ayırıp ‘part 2 gelsin mi?’ diye sunalım.”

TikTok’un ana ürünü video değil. TikTok’un ana ürünü senin reflekslerin. Senin merakın, senin kıskançlığın, senin öfken, senin boşluğun.

Platformun amacı şu: Seni “düşünen” değil, kaydıran bir canlıya dönüştürmek. Düşünmek mi? Yok. Sakinleşmek mi? Yok. Bir fikri sindirmek mi? Yok. Sadece… daha çok kaydır.

TikTok, modern dünyanın en kibar hipnoz uygulaması. Ekranın içinde biri bağırıyor: “Dur! Sana kimsenin söylemediği şeyi söyleyeceğim!” Ve söyleyeceği “kimsenin bilmediği şey” çoğu zaman: “Soğanı suya koyarsanız soğan olur.”

Ama sen yine de izliyorsun. Çünkü TikTok sana bilgi satmıyor. TikTok sana beklenti satıyor. “Bir sonraki videoda hayatın çözülecek” hissi. Kumarhanedeki slot makinesi gibi: belki bu sefer… belki bu sefer…

TikTok Masterclass: Kendini Maymuna Çevirme 101 (Gelişmiş Seviye)

1) “Dikkat Parçalama” Dersi
İnsan beyni derinlik ister. TikTok ise der ki: “Derinlik mi? Kanka biz burada yüzey satıyoruz. Hem de parlak parlak.” 15 saniyede bir konu değiştirerek seni bir çeşit zihinsel “sekme”ye çeviriyor. Dünya: savaş, ekonomi, aşk, travma, yatırım, tarif, “kanka bak bunu yapınca…” Beyninin içi Chrome gibi: 57 sekme açık, hiçbiri yüklenmiyor.

Sonra akşam yatıyorsun, kafanın içi hâlâ kaydırıyor. Rüyanda bile “swipe up” yapıyorsun. Sabah kalkınca da “Bugün ne öğrendim?” diye soruyorsun. Cevap: “Bir adam muz kabuğuna bastı ve 2.3 milyon izlenme aldı.”

2) “Onay Dilenciliği ve Ruh Kiralama” Stajı
TikTok seni bir noktada “paylaşan insan” olmaktan çıkarır, alkış toplayan performans hayvanına çevirir. “Like atarsanız devamı gelir.” Bu cümle var ya… İnsanlığın özeti. Eskiden insanlar “devamı gelecek” derken hikâye anlatırdı. Şimdi “devamı” için dilencilik yapıyoruz.

Bir süre sonra şunu fark ediyorsun: Sen içerik üretmiyorsun. Sen kendini kiralıyorsun. Bugün de “ben”imi verdim, yarın “annemle tartıştım”ı veririm, öbür gün “ağladım”ı, sonra “benim çocukluğum travma”yı… Mahremiyet? O da içerik. Haysiyet? O da içerik. Akıl sağlığı? O da içerik. Yeter ki izlenme olsun.

3) “Kıyasla Kendini Ezme” Atölyesi
TikTok’ta herkes hayatının 0.8 saniyelik “mükemmel” anını koyuyor. Sen de onu izleyip kendi hayatına bakıyorsun: Sen evde terlikle dolaşıyorsun. O Dubai’de gün batımı. Sen tost yapıyorsun. O “morning routine” diye 12 aşamalı ritüel. Sen “bugün hayatta kaldım” diyorsun. O “ben 19 yaşında CEO oldum” diyor. (Tabii, CEO: Cips Ezen Oğlan.)

Sonra kendini kötü hissediyorsun. Neden? Çünkü platformun işi bu: seni önce küçültür, sonra sana “kendini geliştir” satar. TikTok = önce yarayı açar, sonra sana bant satar. Bant da sponsorlu.

4) “Kişilik Değiştirme ve Yapay Ses” Laboratuvarı
Bir süre sonra gerçek sesinle konuşamaz olursun. Normal bir cümle kuramazsın. Çünkü TikTok dili “normal”i sevmez. TikTok dili şu: “Arkadaşlar, kimsenin bilmediği…” “Kanka, bak şimdi…” “Bunu yapmayan salaktır…” “Şok olacaksınız…” Sen de bu dili taklit edersin. Çünkü platform, insanı “kendi” olmaya değil, format olmaya zorlar. Evet. Format. İnsan değil format.

Yüzün bile format olur: filtreler, efektler, hızlandırmalar. Gerçek yüzün? O karanlıkta oturuyor, seni izliyor. Ve içinden şöyle diyor: “Oğlum… ben neydim, ne oldum?”

5) “Drama ve Rezillik Üretimi” Zorunlu Ders
TikTok’un en sevdiği şey: abartı. Çünkü abartı izlenir. Normal bir şey izlenmez. Sakin bir şey izlenmez. Olgun bir şey izlenmez. O yüzden insanlar giderek şunu yapmaya başlıyor: “Şaka” diye yakınını ağlatmak, “prank” diye insanları aşağılamak, “challenge” diye kendini rezil etmek, “storytime” diye özel hayatı pazarlamak, “gerçek” diye yalanı cilalamak.

Sonra da birileri çıkıp “Ama ben sadece eğleniyorum” diyor. Evet kardeşim, sirk de eğlence. Ama orada eğlenen kim, gülen kim, kırbaçlanan kim… iyi bak.

Ve evet: TikTok’ta kendini maymuna çeviren insanlar. Burası acı ama komik. Çünkü platform kadar, platformun “gönüllü palyaçoları” da mevzuyu büyütüyor.

Bir kısım insan TikTok’a girince içindeki gizli cümleyi açıyor: “Ben saygı istemiyorum, ben dikkat istiyorum.” Ve dikkat için ne gerekiyorsa yapıyor: Kendi zekâsını küçültüyor: “Ben aptalım yaa” diye başlayıp milyon izlenme bekliyor. Kendi mahremiyetini satıyor: “Sevgilim beni aldattı, şimdi anlatıyorum” diye hayatını paketliyor. Kendi karakterini büküyor: normalde söylemeyeceği lafları söylüyor, yapmayacağı hareketleri yapıyor. Kendi bedenini bir pazara çeviriyor: “Beni izle, beni onayla, beni satın al.”

Bir süre sonra insan “Ben” olmaktan çıkıyor. “Ben” yerine şunlar geliyor: hook, trend, retention, izlenme, yorum, kaydetme. Ruh? Yok. Sükûnet? Yok. Omurga? “Omurga” trend değil.

Ve en trajikomik taraf: Bütün bu performansın sonunda çoğu insan şunu fark ediyor: İzlenmek, sevilmek değil. İzlenmek, tüketilmek. Evet. Sen bir insanken, bir “snack content”e dönüştün. İnsanlar seni izliyor, gülüyor, geçiyor. Tıpkı cips gibi: çıtır, hızlı, unutulur.

TikTok’un en acımasız hilesi zaman çalmak değil. Zaman gider, gelir. Asıl çaldığı şey şu: hayat hissi. Kaydırırken sanki bir şeyler oluyor. Sanki hayat akıyor. Sanki “ben de varım”. Oysa olan tek şey: Başkasının hayatının fragmanını izliyorsun.

Bu sırada senin hayatın nerede? Senin bedenin nerede? Senin düşüncen nerede? Senin odağın nerede? Senin günün nerede? Cevap: Algoritmanın cebinde. TikTok, senin dikkatini alıp reklam verenlere satıyor. Sen de buna “eğlence” diyorsun. Aynen. Tıpkı sirk gibi.

Daha sert bir gerçek: Bu platform senin zayıf noktalarını ezberliyor. TikTok seni tanımıyor sanıyorsun. Hayır, TikTok seni kendi annenden daha iyi tanıyor olabilir. Çünkü annen senin kaç saniyede sıkıldığını ölçmedi. TikTok ölçüyor. Sen bir videoda 0.3 saniye daha fazla durduğunda, sistem şunu yazıyor: “Bu adamın damarına bastık.” Sonra sana o damardan içerik pompalanıyor: Bir şeyden korkuyorsan, korkunu besliyor. Bir şeye öfkeleniyorsan, öfkeni büyütüyor. Bir şeyden eksik hissediyorsan, eksikliğini kaşıyor. Bir şeye takıntılıysan, takıntını körüklüyor. Ve sen buna “bana göre içerik” diyorsun. Evet. Sana göre: senin zayıflıklarına göre.

Şimdi gelelim final sahnesine. Işıklar açılıyor. Müzik kesiliyor. Palyaço burnu masaya düşüyor. Ve sen bir an duruyorsun. Soru basit: Ben ne yapıyorum?

Bu soruyu bir kere dürüstçe sorarsan, TikTok’un büyüsü çatlar. Çünkü bu platform, sen düşünmeyince çalışır. Sen düşünmeye başlayınca, o sadece bir uygulama olur. Sen tekrar bir insan olursun.

Silkelenmek demek TikTok kullanan herkese yukarıdan bakmak değil. Silkelenmek demek şunu kabul etmek: “Ben bazen kendimi ‘izlenmeye değer’ görmek için şekilden şekle girdim.” Ve sonra şunu yapmak: Dikkatini geri almak. Kıyas çöplüğünden çıkmak. Onay dilenciliğini azaltmak. Hayatını izlenmeye değil, yaşamaya bağlamak.

İstersen en küçük yerden başla: Kaydırma dürtüsü geldiği an, 10 saniye dur. Sadece 10. Ve şunu söyle: “Şu an ben dikkatimi satıyorum. Bu satıştan benim kârım ne?” Eğer cevap “hiç”se, telefonu ters çevir. Bir bardak su iç. Bir pencere aç. Bir sayfa oku. Birine mesaj at: “Nasılsın?” Çünkü gerçek hayat, TikTok’ta “şimdi” diye bağıranların içinde değil; senin sessiz anlarının içinde.

Ve bir gün fark edeceksin: En havalı “trend”, geri dönmekmiş. Kendine dönmek. Zamanına dönmek. Omurgana dönmek. İnsan olmaya dönmek. TikTok seni sirk hayvanı yapmak için tasarlandı. Ama iyi haber şu: Kapı kilitli değil. Kırbaç gerçek değil. Ve o palyaço makyajı… suyla çıkıyor.

Silkelen. Çünkü hayat, kaydırdığın ekranda değil—kaldırdığın başında başlıyor.