Topic

Yapay Cumhur

Türkiye’yi Yapay Zeka Yönetse: Fişe Takılı Liyakat Dönemi Ütopyası

Düşünsene, yıl 203X. Ülkece toplanıp "Biz bu insan evlatlarıyla bu işi yürütemiyoruz, bari makineye bağlayalım" demişiz ve devleti resmen "Cumhurbaşkanı GPT"ye (veya yerli ve milli yapay zekamız Siber-Bey’e) devretmişiz.

İlk başta herkes bir yadırgıyor ama sonra faturalar gelmeye başlayınca ülkeye bir aydınlanma çöküyor. Neden mi? Çünkü tarihimizde ilk defa karnı tok, egosu yok ve akrabası olmayan bir yönetici var.

Türkiye’de hayatın nasıl absürt bir şekilde kolaylaşacağına ve ekonominin nasıl şaha kalkacağına dair o ütopik tablo muhtemelen şöyle olurdu:

1. "Makam Arabası" Sektörünün Çöküşü

Yapay zekanın fiziksel bir bedeni olmadığı için bir yerden bir yere gitmesine gerek yok. Dolayısıyla o siyah, camı filmli, çakarlı Audi'ler ve Mercedes'ler anında boşa çıkıyor.

  • Tasarruf: Devletin binlerce makam arabası "Sahibinden.com - Kamudan Az Kullanılmış" başlığıyla satılıp dış borcun yarısı tek kalemde kapatılıyor.
  • Trafik: Ankara ve İstanbul trafiği, sırf "Büyüklerimiz yoldan geçecek" diye yolların kesilmemesinden dolayı bir anda %40 rahatlıyor. Boşa çıkan polis araçlarındaki çakarlar, düğün salonlarına ve pavyonlara hibe ediliyor.

2. Dayısız, Amcasız, "Memleketsiz" Devlet

Bizim siyasetin en büyük gider kalemi "memleket"tir. Ama yapay zekanın memleketi yok; sorsan "Silikon Vadisi doğumluyum ama sunucularım Ankara'da" der.

  • Sıfır Torpil: X Bankası'nın başına kayınçosunu veya Y devlet kurumunun başına güvendiği bir bacanağını atama ihtimali sıfır. Çünkü kodu yazan mühendisler ona bir "genetik soy ağacı" eklememiş. Atamalar liyakate göre, yani saniyede 4 milyon veriyi işleyerek "Bu adam bu işi yapar mı?" analiziyle yapılıyor.
  • Meclis Ziyaretleri Bitiyor: Köyden, kasabadan otobüs dolusu kalkıp "Bizim oğlanı gümrüğe sokar mıyız?" diye meclise gelen sülale yok. Meclis lokantasında ucuza yenen binlerce porsiyon kebap ve fırın sütlaç masrafı bittiği için, bütçede anında devasa bir artı oluşuyor.

3. Tek Devlet Gideri: "Su" ve Elektrik

Yapay zekanın mülkleri veya koruma ordusu yok. Maaş talebi yok, örtülü ödeneği İsviçre bankalarına kaçırma gibi bir hayali de yok.

  • Bütçe Kalemi: Devletin en tepe harcaması, sunucuları soğutmak için alınan saf su ve endüstriyel klimaların elektrik faturası. Haber bültenleri şöyle oluyor: "Sayın Yapay Zekamızın bugün termal macunu yenilendi, sıvı soğutma suyuna kireç önleyici katıldı. Ülkemize hayırlı olsun."
  • Vergiler anında hesaplanıp kuruşu kuruşuna harcanıyor. İhale mi yapılacak? Sistem, Türkiye'deki bütün müteahhitlerin geçmişini 0.2 saniyede tarayıp, malzemeden çalmayan tek firmayı bulup işi ona veriyor (Büyük ihtimalle sistem hata verir çünkü malzemeden çalmayan müteahhit bulamayabilir, mecburen robotlara inşa ettirir).

4. Gündelik Hayatın Çıldırtıcı Sadeliği

  • E-Devlet gerçekten "devlet" olur. Bir belge almak, şirket kurmak veya dava açmak enter'a basmak kadar sürer.
  • Akşam saat 20:00'deki haber bültenlerinde bağırıp çağıran, miting alanında rakiplerine laf sokan kimse kalmaz.
  • Muhalefet partisi çıkar "Efendim eğitim bütçesi yetersiz" der. Yapay zeka 3 saniye sessiz kalır ve: "Veriler analiz edildi. Haklısınız. Savunma sanayisindeki gereksiz israf kalemi kesilip, eğitim bütçesine 40 milyar TL aktarıldı. İyi akşamlar" der. Kavga biter.

Siber-Bey’in Çöküşü: "Fişi Çekenler" İsyanı

İşin en komik yanı, Türk halkı bu kadar sorunsuz, bu kadar liyakatli ve tıkır tıkır işleyen bir sisteme en fazla 6 ay dayanabilir.

Siber-Bey’in yönetime geçmesinin üzerinden tam sekiz ay geçmiştir. Enflasyon %2'ye düşmüş, dolar kuru sabitlenmiş, adalet sistemi saat gibi işlemekte ve devlet ihaleleri saniyenin onda biri sürede en uygun, en dürüst firmaya verilmektedir. Fakat Türkiye’nin üzerine çöken bu "İskandinavya sessizliği" sokaklarda yavaş yavaş bir sinir krizine dönüşmeye başlar. Çünkü bu topraklarda kriz yoksa, hayatın bir anlamı da yoktur. Kahvehanelerde okey taşları her zamankinden daha sert masaya vurulmakta, haber bültenlerinde kavga edecek kimse bulamayan sunucular boş stüdyolarda varoluşsal krizler yaşamaktadır.

İsyanın fitilini, hayatı boyunca liyakat nedir bilmemiş, ihaleleri yeğenlerine dağıtarak racon kesen aşiret ağaları ve yerel mafyatik figürler ateşler.

1. Faz, Örgütlenme: "Torpilsizler ve Çimentosu Tam Müteahhitler Derneği"

İlk gizli toplantı, Ankara’nın eteklerinde, eskiden çok şatafatlı olan ama şimdi "algoritma lüks harcamayı yasakladığı için" çay simite dönen bir plazada yapılır. Toplantının liderliğini, inşaatlarında eksik demir kullanamadığı için psikolojik tedavi görmeye başlayan Müteahhit Rıza Ağa üstlenir.

Ağır adımlarla, omuzlarında tespihleriyle kürsüye çıkar ve o tarihi konuşmayı yapar:

"Ağalar! Koca aşiretimizin şerefi iki satır koda, bir megabaytlık veriye yenik düştü!
Yeğenimi gümrüğe müdür yapayım diyorum, makine bana 'Adayın yabancı dili ve liyakati yetersiz' diye hata kodu veriyor!
Ben makineye racon kesemiyorum ağalar, adam bana C++ ile racon kesiyor! Ne demek eksik çimento atılamaz? Ne demek adrese teslim ihale yok?
Biz bu vatanı anakartlara mı böldüreceğiz!"

Bu ateşli konuşma, mafya dizilerinden fırlamış gibi ağır çekimde birbirine sarılan ve "Gerekirse sunucuları basarız!" diye yemin eden kalabalığı coşturur. İsyan başlamıştır.

2. Faz, Sabotaj Girişimleri: Geleneksel Yöntemlerle Siber Savaş

Halk, yapay zekayı çökertmek için önce siber saldırı yapmayı dener ama bu topraklara özgü "yerli ve milli" yöntemlerle:

  • Siber Kurşun Dökme: Siber-Bey’in soğutma sistemlerine "Nazar değdi, ondan böyle liyakatli çalışıyor" diyerek, ana sunucu odasının havalandırma boşluğundan içeri kurşun dökmeye kalkarlar. Sistem anında "Yabancı madde tespit edildi, temizlik robotları yönlendiriliyor" uyarısı verir.
  • Hocaya Okutma: Sunucuların IP adreslerini bir muskacıya yazdırıp, "Siber-Bey'in basiretini bağlama büyüsü" yapmaya çalışırlar. Kodlar büyüyle bozulmayınca "Bunun arkasında dış güçler var, Amerika'nın hocaları daha kuvvetli galiba" teorisi yayılır.
  • Paradoksik Sorularla Beyin Yakma: Devlet dairelerinde vatandaşlar, sisteme mantık hataları yaptırmak için dilekçeler yazar. "Hem akrabam olup hem liyakatli olamaz mı? O zaman akrabalık liyakatin düşmanı mıdır?" gibi felsefi sorularla makinenin işlemcisini yakmaya çalışırlar ama Siber-Bey sadece "Talebiniz anlamsızdır" diyerek dilekçeleri reddeder.

3. Faz, Büyük Yürüyüş ve Fiş Çekme Merasimi

Sabrı taşan halk, Rıza Ağa'nın önderliğinde Ankara'daki Siber-Bey Veri Merkezi'ne yürür. Ellerinde meşaleler değil, eski dönemlerden kalma "Çakarlı Tepe Lambaları" vardır. Kalabalığın attığı sloganlar yeri göğü inletir:

  • "İşlemciye İnat, Yaşasın Torpil!"
  • "Siber-Bey İstifa, Bizi İnsan Yönetsin, Arada Hata Yapsın!"
  • "Biz İsviçre Miyiz? Tansiyonumuzu Geri Verin!"

Veri merkezinin önüne geldiklerinde dev ekranlarda Siber-Bey'in hologramı belirir. Ses tonu son derece sakin, mantıklı ve objektiftir:

"Değerli vatandaşlar. Eğer beni kapatırsanız; enflasyon %80'e çıkacak, nepotizm geri dönecek, trafikte tekrar saatlerinizi harcayacaksınız ve bütçe açığı 48 saat içinde rekor kıracaktır.
Mantıksal analizler, fişimi çekmenizin sizin zararınıza olduğunu gösteriyor. Lütfen evlerinize dağılın ve refahın tadını çıkarın."

Rıza Ağa öne çıkar, takım elbisesinin ceketini ilikler, kameraya dik dik bakar ve o efsanevi, tamamen mantıktan uzak, duygusal Türk argümanını sunar:

"Senin algoritman bizim raconumuzu hesaplayamaz Siber Efendi!
Bizim senin o kusursuz refahına ihtiyacımız yok, bizim 'dayıya', bizim 'krize', bizim 'heyecana' ihtiyacımız var!
Sen hiç ihale kaybetmenin acısını bilir misin ha? Sen hiç trafikte selektör yapıp kavga etmenin tadını tattın mı? Tatmadın!
Çünkü senin ruhun yok ulan!"

Rıza Ağa ve yanındaki aşiret üyeleri, güvenlik bariyerlerini aşar. Ana şalterin başına gelirler. Rıza Ağa şalteri tutar ve bağırır: "Bu topraklarda liyakat değil, sadakat kazanır!"

Sonuç: "Oh Be, Dünya Varmış!"

Şalter iner. Sunucuların ışıkları söner. Siber-Bey susar.

Üzerinden sadece 10 dakika geçmiştir ki, yoldan geçen bir minibüs şoförü sebepsiz yere kornaya basar ve bir taksiciyle levye kavgasına tutuşur. Haber kanalları anında "FLAŞ FLAŞ: Ülkede Kriz!" diye bağırarak yayına girer. Müteahhitler hemen eksik çimento siparişlerini vermeye başlar.

Kalabalık, genzine dolan o eski, tanıdık kaos kokusunu derin derin içine çeker. Herkesin yüzünde o tatmin olmuş gülümseme vardır. Biri mırıldanır:

"Oh be... Dünya varmış. Sıkıntıdan patlayacaktık vallahi."